İnançlı İşlem: Hukuki Nitelik, İspat Kuralları ve Tapu İptali Davaları

İnançlı İşlem

İnançlı işlem, Türk özel hukukunda uygulamada sıkça karşılaşılan ancak kanunda doğrudan düzenlenmemiş bir hukuki işlem türüdür. Özellikle taşınmaz mülkiyetinin teminat veya geçici güvence amacıyla bir başkasına devredildiği uyuşmazlıklarda, inançlı işlem iddiasının ileri sürülmesi ve buna bağlı olarak açılan tapu iptali ve tescil davaları, hem tarafların mal varlığı bakımından ciddi sonuçlar doğurmakta hem de teknik ispat kurallarının doğru uygulanmasını gerektirmektedir. Bu makalede inançlı işlem nedir, hukuki niteliği nedir, taraflar arasındaki inanç sözleşmesinin geçerlilik ve ispat şartları nelerdir, üçüncü kişilerin iyiniyeti nasıl korunur ve Yargıtay’ın güncel içtihatları bu meseleleri nasıl değerlendirmektedir sorularına ayrıntılı şekilde yanıt verilmekte; konuya ilişkin Yargıtay kararları sistematik bir şekilde aktarılmaktadır.

1. İnançlı İşlem Nedir?

İnançlı işlem, en sade tanımıyla, bir kişinin (inanan) sahip olduğu bir hakkı veya mal varlığı unsurunu, belirli bir amacın gerçekleştirilmesi için bir başka kişiye (inanılan) devretmesi; inanılanın ise bu hakkı taraflar arasındaki anlaşmaya uygun biçimde kullanmayı ve amaç gerçekleştiğinde ya da süre dolduğunda hakkı inanana iade etmeyi taahhüt ettiği bir hukuki ilişkidir.

Bu işlemin temel özelliği, devir bakımından gerçek ve ciddi bir irade taşıması; ancak devrin ekonomik amacı bakımından sınırlı ve geçici bir nitelik arz etmesidir. İnanan, dış dünyaya karşı görünürde mülkiyetini kaybetmekte; iç ilişkide ise inanılanın iade yükümlülüğü doğmaktadır.

İnançlı işlem kavramının özellikle taşınmaz hukukunda öne çıkmasının nedeni, tapu sicili nezdinde inançlı işlem ilişkisinin doğrudan tescil edilememesidir. Bu nedenle taraflar çoğu zaman görünürde bir satış sözleşmesi düzenleyerek mülkiyeti devretmekte, gerçek iradelerini ise harici bir inanç sözleşmesi ile belgelendirmektedir.

2. İnançlı İşlemin Hukuki Niteliği

İnançlı işlem, 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun 19. maddesi ile bugün yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 26. maddesinde düzenlenen sözleşme özgürlüğü ilkesinin bir yansıması olarak kabul edilmektedir.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 26. maddesi uyarınca taraflar, bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebilirler.

Kanunda doğrudan düzenlenmemiş olmasına rağmen, sözleşme özgürlüğü kapsamında inançlı işlemin geçerliliği Yargıtay tarafından istikrarlı biçimde kabul edilmektedir. Yargıtay, inançlı işlemi “sui generis” (kendine özgü) bir hukuki muamele olarak nitelendirmektedir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/1829, K. 2021/635, T. 27.05.2021 kararı ile inançlı işlemin sözleşme özgürlüğü ilkesi kapsamında güven esasına dayalı sui generis bir hukuki işlem olarak geçerli olduğunu kabul etmiştir.

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2024/3046, K. 2024/4596, T. 16.10.2024 tarihli kararında da inançlı işlemin, doğrudan bir kanun hükmüyle düzenlenmemiş olmakla birlikte sözleşme özgürlüğü çerçevesinde geçerli kabul edildiğini vurgulamıştır.

Yargıtay’ın yerleşik tanımına göre inançlı işlem; inananın (itimat edenin) bir hakkını veya mal varlığına dahil bir şeyi, belirli bir amacın gerçekleşmesi için inanılana (itimat edilene) ciddi olarak devrettiği; inanılanın ise bu hakkı inanç sözleşmesindeki koşullara uygun biçimde kullanarak amaç gerçekleştiğinde geri vermeyi taahhüt ettiği borçlandırıcı bir muameledir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2022/843, K. 2023/1162, T. 29.11.2023 kararı ile Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2024/1373, K. 2025/5805, T. 09.12.2025 kararında inançlı işlemin bu temel tanımı korunmuştur.

İnançlı işlem, bu yönüyle tarafların mülkiyetin geçici devri ve belirli koşullar altında iadesi konusunda bağımsız bir akit kurdukları, kendine özgü nitelikte bir hukuki ilişki niteliğindedir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2022/1042, K. 2022/4527, T. 03.06.2022 tarihli kararında bu husus açıkça ifade edilmiştir.

3. İnançlı İşlemin Unsurları

Yargıtay içtihatları ışığında inançlı işlemin temel unsurları şu şekilde sıralanabilir:

  • İnanan ve inanılan sıfatları: Hakkını devreden inanan ile devralan inanılan arasında güven ilişkisine dayalı bir hukuki bağ kurulmuş olmalıdır.
  • Ciddi bir devir iradesi: Tarafların mülkiyetin görünürde değil, dış ilişkide gerçekten devredilmesi yönünde iradeleri bulunmalıdır.
  • Belirli bir amaç: Devrin teminat sağlama, kredi alma, malın korunması, idare edilmesi gibi belirli bir amaca yönelik olması gereklidir.
  • İade taahhüdü: İnanılanın amaç gerçekleştiğinde veya kararlaştırılan süre dolduğunda hakkı inanana geri vereceğine ilişkin borçlandırıcı bir taahhüdü mevcut olmalıdır.

Bu unsurlar bir arada bulunmadığında, taraflar arasındaki ilişki inançlı işlem olarak değil, görünürde satış, bağışlama, vekalet veya başkaca bir hukuki nitelikte değerlendirilebilir.

4. İnançlı İşlem ile Muvazaa Arasındaki Fark

İnançlı işlem ile muvazaalı işlemler uygulamada sıklıkla birbirine karıştırılmaktadır. Ancak iki kavram arasında temel bir fark vardır:

  • Muvazaada taraflar görünürde bir sözleşme yapmakta, ancak iç iradeleri bu sözleşmenin hüküm doğurmaması yönündedir. Yani görünürdeki işlemin arkasında gerçek bir devir iradesi bulunmamaktadır.
  • İnançlı işlemde ise taraflar görünürdeki devri gerçekten yapmak istemektedir. Devir iradesi ciddidir; ancak bu devir belirli bir amaca bağlanmış ve iade yükümlülüğü ile sınırlandırılmıştır.

Bu ayrım, özellikle muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil davalarında büyük önem taşımaktadır. Çünkü muvazaa iddiasında işlem en baştan geçersizken, inançlı işlemde işlem geçerli olup yalnızca iade borcu doğurmaktadır.

5. İnançlı İşlem Hangi Amaçlarla Yapılır?

Uygulamada inançlı işlemler en sık şu amaçlarla yapılmaktadır:

  • Teminat amacıyla devir: Borçlu, alacaklısına malını rehin etmek yerine doğrudan mülkiyetini devretmektedir. Bu suretle alacaklıya rehin hakkından çok daha güçlü bir hukuki konum tanınmış olur.
  • Banka kredisi temini: Taşınmaz malik tarafından kredi çekilemediği hallerde, yakın akraba veya güvenilen kişiye devir yapılarak kredi onun adına alınmaktadır.
  • Bakım ve geçim sağlanması: Yaşlı veya bakıma muhtaç kimseler, bakılmak karşılığında taşınmazlarını yakınlarına devredebilmektedir.
  • Şirket içi devirler: Ekonomik sıkıntı veya idari kolaylık amacıyla taşınmaz, “görünürde malik” olarak şirket çalışanına devredilmektedir.
  • Malın korunması veya idaresi: Taşınmazın yönetilmesi, kiralanması veya muhafazası için inanılana devir yapılabilmektedir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2017/463, K. 2017/1110, T. 08.03.2017 tarihli kararında teminat amaçlı inançlı işlemlerde borçlunun, alacaklısına malını rehin etmek yerine mülkiyetini devrederek, alacaklıya rehin hakkından daha güçlü ve ileri giden bir hak tanımış olduğu vurgulanmıştır.

6. Taşınmazlarda İnançlı İşlem

Taşınmazlara ilişkin inançlı işlemlerin en kritik özelliği, tapu sicili nezdinde doğrudan inançlı işlem kaydı yapılamamasıdır. Tapu mevzuatı, mülkiyet devrini resmi senet ve tescil esasına bağladığından, inanç ilişkisi tapu kayıtlarına yansıtılamaz.

Bu durumda taraflar pratik bir çözüm olarak görünürde bir satış sözleşmesi yoluna başvurmaktadır. Tapuda satış olarak gösterilen işlem, gerçekte taraflar arasında düzenlenen bir inanç sözleşmesine dayanmaktadır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2021/223, K. 2023/893, T. 04.10.2023 kararında taşınmazlara ilişkin işlemlerde, tapuda resmi şekilde inançlı işlem yapılamadığından tarafların genellikle görünürde bir “satış sözleşmesi” yoluna başvurduğu açıkça belirtilmiştir.

Bu durum, taşınmaz uyuşmazlıklarında inançlı işlem iddiasının ispatı bakımından özel kuralların gelişmesine yol açmıştır. Taşınmaz devrine ilişkin uyuşmazlıklarda inançlı işlem iddiası, gayrimenkul hukukunun teknik kurallarıyla birlikte değerlendirilmelidir.

7. İnançlı İşlemde Tapu İptali ve Tescil Davası

İnanç sözleşmesinin gereği yerine getirilmediğinde, yani inanılan taşınmazı iade etmediğinde, inanan tarafından açılacak temel dava türü tapu iptali ve tescil davasıdır.

Taşınmaz devrine ilişkin uyuşmazlıklarda tapu iptali ve tescil davası, inançlı işlem iddiaları bakımından en sık başvurulan dava türlerinden biridir.

Davada görevli mahkeme genel hükümlere göre asliye hukuk mahkemesidir. Yetkili mahkeme ise taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir (HMK m. 12).

Davanın hukuki sebebi, inanç sözleşmesinden doğan iade borcunun yerine getirilmemesi, yani şahsi haktır. Ancak istemin sonucu tapu kütüğüne yansıyan ayni bir değişiklik (iptal ve yeniden tescil) olduğundan, dava karma nitelik taşır.

8. İnançlı İşlem Nasıl İspat Edilir?

İnançlı işleme dayalı iddiaların ispatı konusunda Türk hukukundaki temel referans, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararıdır. Bu karar, taraflar arasındaki inanç ilişkisinin nasıl ispatlanabileceğine dair ilkeleri ortaya koymuş ve bugün hâlâ uygulamanın temel direği olmaya devam etmektedir.

Söz konusu İçtihadı Birleştirme Kararı’nın getirdiği temel ilke; inanç sözleşmesinin, tarafların imzasını taşıyan ve şekle bağlı olmayan yazılı bir belge ile ispatlanmasıdır. Bu yazılı belge bir geçerlilik şartı değil, yalnızca ispat şartıdır. Yani yazılı belge bulunmaması işlemi geçersiz kılmaz; ancak ispat bakımından ciddi güçlükler doğurur.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2022/6750, K. 2023/3175, T. 05.06.2023 ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2023/953, K. 2024/504, T. 09.10.2024 kararlarında yazılı sözleşmenin bir geçerlilik şartı değil, ispat şartı olduğu açıkça ifade edilmiştir.

Bunun yanında, inanç sözleşmesinin tanzim tarihinin resmi devir tarihinden önce veya sonra olması, belgenin geçerliliğine ve ispat gücüne etki etmez. Sözleşmenin işlem tarihinden sonra düzenlenmesi, taraflar arasındaki iradenin sonradan teyit edilmesi anlamına gelir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2010/14-394, K. 2010/395 sayılı kararında inanç sözleşmesinin tanzim tarihinin işlem tarihinden önce veya sonra olmasının sonuca etkili olmayacağı; resmi sözleşmenin yapılmasından sonra düzenlenen belgenin de geçerli bir ispat aracı olduğu, zira temliki işlemin yapıldığı tarihte var olan iradenin akitten önce, akit tarihinde ya da akit tarihinden sonra yazılı belge ile teyit edilmiş sayılacağı belirtilmiştir.

Diğer taraftan, davacının sunduğu belgenin nitelendirilmesi de büyük önem taşır. Tek taraflı borç ikrarı içeren belgeler ile inanç sözleşmesi farklı hukuki sonuçlar doğurur.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2025/48, K. 2025/540 sayılı kararında belgede yer alan “üzerime alınan ticari taksi plakası en küçük kardeşim …’a aittir, istenildiği an devretmeyi taahhüt ediyorum” şeklindeki ifadelerin klasik bir inançlı işlem oluşturmadığı, aksine tek taraflı borç ikrarını içeren bir sözleşme olup davalıyı bağlar nitelikte olduğu; bu belgenin davalı açısından kesin delil teşkil ettiği ve söz konusu işlemin inançlı işlem sözleşmesi niteliğinde olduğunun kabulünün doğru olmadığı belirtilmiştir.

9. Yazılı Delil, Delil Başlangıcı, Tanık, İkrar ve Yemin Delili

İnançlı işlem iddiasının ispatında izlenecek hukuki yol, eldeki delillerin niteliğine göre değişmektedir.

a) Yazılı Delil

Tarafların imzasını taşıyan, şekle bağlı olmayan yazılı bir belge bulunması halinde inanç sözleşmesi doğrudan bu belge ile ispatlanır. Tanık dinlenmesine gerek kalmaz.

b) Yazılı Delil Başlangıcı

Tam ispata yeterli olmamakla birlikte, karşı tarafın elinden çıkmış ve uyuşmazlık konusu olgunun vukuuna delalet eden mektup, dekont, taahhüt yazısı ve benzeri belgeler “delil başlangıcı” niteliğindedir. Delil başlangıcı bulunduğunda tanık dahil her türlü delil dinlenebilir.

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2023/3763, K. 2024/3083, T. 30.05.2024 kararında karşı tarafın elinden çıkmış, uyuşmazlık konusu olgunun vukuuna delalet eden belgelerin delil başlangıcı sayıldığı ve bu durumda iddianın tanık dahil her türlü delille kanıtlanabileceği belirtilmiştir.

Ancak banka dekontları konusunda Yargıtay daireleri arasında önemli bir tartışma bulunmaktadır. Yerleşik içtihat, bankaca düzenlenen dekontların kural olarak yazılı delil başlangıcı sayılamayacağı yönündedir.

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2021/2241, K. 2022/1107 sayılı kararında HMK m. 202 uyarınca yazılı delil başlangıcının hasım elinden çıkmış olması gerektiği vurgulanarak banka dekontlarının yazılı delil başlangıcı olarak kabulüne olanak olmadığı tespit edilmiştir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2023/2342, K. 2024/232 sayılı kararında ise davacının sunduğu ödeme makbuzları ve banka kayıtlarının tek başına inançlı işlemi ispatlayamayacağı, davacının yazılı delil veya delil başlangıcı niteliğinde bir belge sunamamış olması ve davacı tarafça yemin deliline de dayanılmamış olması durumunda davanın reddedilmesinin usul ve yasaya uygun olduğu belirtilmiştir.

Buna karşılık Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun son dönem kararlarında, somut olayın özellikleri çerçevesinde hesap hareketleri ve banka kayıtlarının delil başlangıcı sayılabileceği yönünde bir eğilim de gözlemlenmektedir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2021/223, K. 2023/893 sayılı kararında banka kayıtlarının HMK 202. maddesi uyarınca delil başlangıcı olarak kabulü yönündeki daire yaklaşımı benimsenmiş; ayrıca silahların eşitliği ilkesi gereği davalının da tanık dinletme hakkının engellenemeyeceği vurgulanmıştır.

c) İkrar ve Yemin Delili

Yazılı delil veya delil başlangıcı bulunmadığı hallerde, inanç sözleşmesi kesin delillerle, yani ikrar veya yemin ile ispat edilebilir. Davacının dilekçesinde yemin deliline genel olarak dayanmış olması halinde, hakimin bu hakkı davacıya hatırlatması zorunludur.

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2022/4603, K. 2022/5438 sayılı kararında davacının delil listesinde açıkça yemin deliline dayanmış olması halinde, mahkemenin davayı aydınlatma ödevi kapsamında davacı tarafa yemin teklif etme hakkını hatırlatarak işlem yapması gerektiği belirtilmiştir.

d) Akrabalar Arası İşlemler ve Tanık Delili

Eşler, altsoy-üstsoy, kardeşler arasındaki işlemlerde HMK m. 203 gereği tanıkla ispatın mümkün olup olmadığı tartışmalıdır. Yargıtay çoğunluk görüşü, tapuya dayalı mülkiyet devirlerinde senede karşı tanıkla ispat yasağının akrabalık halinde dahi esnetilemeyeceğini savunmakta; azınlık görüşü ise uyuşmazlığın şahsi hakka dayandığı durumlarda tanık dinlenebileceğini ileri sürmektedir.

e) Hukuki Niteleme Hatası

Uygulamada zaman zaman mahkemelerin, aslında şahsi hakka dayalı tescil isteminden ibaret olan uyuşmazlıkları doğrudan inançlı işlem olarak nitelendirip yazılı delil yokluğundan reddettiği görülmektedir. Bu durum bozma sebebi sayılmaktadır.

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2023/1709, K. 2024/1243 sayılı kararında davacının iddiasının temelinde davalının kendisini daha önce inanılan sıfatıyla inandırması gibi bir durumun bulunmadığı hallerde uyuşmazlığın şahsi hakka dayalı tescil istemi niteliğinde olduğu; bu nedenle davanın inançlı işlem olarak değerlendirilemeyeceği belirtilmiştir.

f) Zamanaşımı Başlangıcı

İnanç sözleşmesinden doğan davalarda 10 yıllık zamanaşımı süresi uygulanır. Ancak bu sürenin başlangıcı, ferağ ümidinin yitirildiği tarihtir; salt devir tarihi değildir.

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2023/3629, K. 2024/3023 sayılı kararında inanç sözleşmelerinden doğan davalarda zamanaşımının iddiada bulunanın ferağ umudunu yitirdiği tarihten itibaren işlemeye başlayacağı; taraflar arasında daha önce bir uyuşmazlık çıkmadığında davacıların taşınmazların inanç sözleşmesi gereğince kendilerine iade edileceği ümidinin bittiği anın, davanın açıldığı tarih olarak kabul edilmesi gerektiği belirtilmiştir.

10. İnançlı İşlemde Borcun Ödenmesi ve Taşınmazın İadesi

Teminat amaçlı inançlı işlemlerde, inananın taşınmazını geri alabilmesi için kural olarak teminat altına alınan borcun ödenmiş olması veya ifasının önerilmesi gerekir.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 97. maddesi uyarınca karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde, taraflardan biri, kendi borcunu ifa etmedikçe diğerinden borcun ifasını isteyemez.

Bu hüküm gereğince taşınmazın iadesini isteyen davacının, kendi edimini yerine getirmiş olması veya ifasını önermesi şarttır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/1829, K. 2021/635, T. 27.05.2021 kararında inançlı işleme dayalı tapu iptali ve tescil davasında, taşınmazın iadesini talep eden tarafın Türk Borçlar Kanunu’nun 97. maddesi uyarınca kendi edimini yerine getirmiş olması veya ifasını önermesi gerektiği belirtilmiştir.

Uygulamada mahkemeler borç miktarını öncelikle belirlemekte ve davacıya bu miktarı mahkeme veznesine depo etmesi için süre vermektedir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2024/1934, K. 2024/5103, T. 23.09.2024 kararında mahkemece öncelikle borç miktarının belirlenmesi ve davacıya bu miktarı mahkeme veznesine depo etmesi için süre verilmesi gerektiği vurgulanmıştır.

Borcun ödenmesi halinde inanılanın taşınmazı iade yükümlülüğü doğar.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2021/871, K. 2022/601, T. 24.01.2022 kararında borç ödendiği takdirde inanılanın taşınmazı geri verme yükümlülüğünün doğacağı kabul edilmiştir.

11. Üçüncü Kişilere Devir ve İyiniyet Sorunu

İnanılan, kendi adına tescilli olan taşınmazı üçüncü bir kişiye devrederse, bu durumda üçüncü kişinin iyiniyeti büyük önem taşır.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 1023. maddesi uyarınca tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur.

Bu kapsamda inançlı işleme konu taşınmazı, ilişkiyi bilmeyen ve bilmesi de mümkün olmayan üçüncü kişi iyiniyetle iktisap etmişse, kazanımı tapu siciline güven ilkesi uyarınca korunur. Bu durumda inanan, üçüncü kişiye karşı tapu iptali ve tescil davası açamaz; ancak inanılana karşı tazminat haklarını saklı tutar.

Buna karşılık, taşınmazın inançlı işleme konu olduğunu bilen veya bilmesi gereken (kötüniyetli) üçüncü kişi, TMK m. 1023 hükmünün korumasından yararlanamaz.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2022/7567, K. 2023/1749, T. 23.03.2023 kararında taşınmazın inançlı işleme konu olduğunu bilen veya bilmesi gereken (kötüniyetli) üçüncü kişilere karşı tapu iptali ve tescil davası açılmasının mümkün olduğu kabul edilmiştir.

12. Yargıtay Kararlarında İnançlı İşlem: Uygulama Örnekleri

Yargıtay’ın çeşitli dairelerinin verdiği kararlar, inançlı işlemin somut olayda nasıl kabul edildiğini ve hangi belgelerin yeterli sayıldığını göstermektedir.

Banka kredisi teminatı:

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2022/8150, K. 2023/4630, T. 20.09.2023 ve Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2023/3251, K. 2024/4000, T. 30.05.2024 kararlarında taşınmazın banka kredisine teminat oluşturması amacıyla devredilmesi ve borç ödendiğinde iade edileceğine dair anlaşmalar inançlı işlem olarak kabul edilmiştir.

Bakım karşılığı devir:

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2018/2364, K. 2021/2859, T. 15.04.2021 kararında bir kimsenin kendisine bakılması ve geçiminin sağlanması amacıyla taşınmazını devretmesi, inançlı işlem kapsamında değerlendirilmiştir.

Şirket içi devirler:

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2021/2775, K. 2021/4682, T. 27.04.2021 kararında ekonomik sıkıntılar nedeniyle taşınmazın şirket çalışanı üzerine “görünürde malik” sıfatıyla devredilmesi durumunda inançlı işlemin varlığı kabul edilerek kira bedellerinin iadesine hükmedilmiştir.

13. Yargıtay Kararları Işığında Genel Değerlendirme

Yukarıda aktarılan kararların ortak yönleri şu şekilde özetlenebilir:

  • İnançlı işlem, kanunda düzenlenmemiş olmasına rağmen sözleşme özgürlüğü ilkesi çerçevesinde geçerli kabul edilmektedir.
  • İspat bakımından temel araç, tarafların imzasını taşıyan yazılı belgedir. Bu belge geçerlilik şartı değil, ispat şartıdır.
  • Delil başlangıcı bulunduğunda tanık dahil her türlü delil dinlenebilir. Ancak banka dekontlarının delil başlangıcı sayılıp sayılmayacağı içtihatta tartışmalıdır; hâkim görüş, hasım elinden çıkmamış belgelerin delil başlangıcı sayılamayacağı yönündedir.
  • Yazılı delil veya delil başlangıcı yoksa, ikrar ve yemin gibi kesin deliller önem kazanır. Davacının delil listesinde yemin deliline dayanmış olması durumunda hakimin bu hakkı hatırlatması zorunludur.
  • Tek taraflı borç ikrarı içeren belgeler, klasik inançlı işlemden farklıdır ve davalı bakımından kesin delil teşkil eder.
  • Hukuki nitelendirme hatasından kaçınılmalıdır. Şahsi hakka dayalı tescil davaları, doğrudan inançlı işlem olarak değerlendirilip yazılı delil yokluğundan reddedilemez.
  • Borcun ödenmesi, taşınmazın iadesinin ön şartıdır. TBK m. 97 çerçevesinde karşılıklı edimler birlikte değerlendirilir.
  • İyiniyetli üçüncü kişinin kazanımı TMK m. 1023 uyarınca korunur; ancak kötüniyetli üçüncü kişiye karşı tapu iptali ve tescil davası açılabilir.
  • Zamanaşımı süresi, ferağ ümidinin yitirildiği tarihten itibaren işlemeye başlar.

14. İnançlı İşlem Davalarında Dikkat Edilmesi Gerekenler

İnançlı işlem uyuşmazlıkları, hem maddi hukuk hem de usul hukuku bakımından özen gerektiren davalardır. Pratik açıdan dikkat edilmesi gereken hususlar şunlardır:

  • Dava açılmadan önce mevcut belgelerin (taahhütname, mektup, e-posta, dekont, noter onaylı belge vs.) hukuki niteliği değerlendirilmelidir.
  • Yazılı belge yoksa, davacının yemin deliline dayanması ihmal edilmemelidir.
  • Banka dekontlarına aşırı güvenilmemeli; hesap hareketlerine ek olarak hasım elinden çıkmış belgelerin temini hedeflenmelidir.
  • Davada borç miktarının belirlenmesi sürecine hazırlıklı olunmalıdır; depo edilecek tutar bakımından davacının ödeme planı önceden değerlendirilmelidir.
  • Taşınmazın üçüncü kişilere devri ihtimaline karşı dava açılışında ihtiyati tedbir talebinde bulunulması, daha sonra ortaya çıkabilecek iyiniyetli üçüncü kişi sorununu önleyebilir.
  • Zamanaşımı bakımından ferağ ümidinin ne zaman yitirildiği titizlikle değerlendirilmelidir.
  • Akrabalar arasındaki uyuşmazlıklarda, tanık deliline ilişkin daire içtihatlarının güncel hali takip edilmelidir.
  • Davanın açılacağı mahkeme, taşınmazın bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesidir; görev ve yetki kurallarına dikkat edilmelidir.

Taşınmaz hukukundan kaynaklanan davalarda alanında uzman bir hukuk bürosundan destek alınması, ispat stratejisinin doğru kurgulanması bakımından büyük önem taşımaktadır.

15. Sonuç

İnançlı işlem, Türk hukukunda kanunla doğrudan düzenlenmemiş olmasına rağmen, sözleşme özgürlüğü ilkesi çerçevesinde geçerliliği uzun yıllardır kabul edilen, kendine özgü nitelikte bir hukuki ilişkidir. Taraflar arasındaki güven esasına dayalı bu işlem, özellikle taşınmaz hukukunda teminat ve kredi temini gibi pratik ihtiyaçların karşılanmasında yaygın olarak kullanılmaktadır.

Bununla birlikte, inançlı işlem uyuşmazlıkları yazılı delil rejimi başta olmak üzere sıkı ispat kurallarına tabidir. 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nın getirdiği ilkeler, Yargıtay’ın güncel kararlarıyla birlikte değerlendirildiğinde, davacının elinde tarafların imzasını taşıyan bir belge bulunmasının davanın seyri bakımından kritik olduğu görülmektedir. Yazılı delil veya delil başlangıcı bulunmayan hallerde ise yemin ve ikrar gibi kesin delillerin rolü öne çıkmaktadır.

İnançlı işlem iddiasına dayalı uyuşmazlıklar, özellikle ispat kuralları ve tapu kayıtlarının değerlendirilmesi bakımından teknik hukuki inceleme gerektirir. Bu nedenle somut olayın belgeleriyle birlikte değerlendirilmesi önemlidir. İnançlı işlem iddiasını ileri sürmeyi düşünen veya kendisine karşı böyle bir iddia yöneltilen tarafların, dava açılmadan önce eldeki belgeleri ve hukuki konumunu bir avukatla değerlendirmesi, hak kayıplarının önlenmesi bakımından yararlı olacaktır.

İzmir ve çevresinde taşınmaz uyuşmazlıkları, inançlı işlem davaları ve tapu iptali ve tescil davalarına ilişkin destek almak isteyen taraflar, Av. Rıdvan Güney Hukuk Bürosu ile iletişime geçerek somut olaylarına ilişkin hukuki değerlendirme talep edebilirler.


16. Sık Sorulan Sorular (SSS)

1. İnançlı işlem nedir? İnançlı işlem, bir kişinin (inanan) belirli bir amacın gerçekleştirilmesi için bir hakkını veya mal varlığı unsurunu güven duyduğu kişiye (inanılan) devrettiği; inanılanın da amaç gerçekleştiğinde hakkı geri verme borcu altına girdiği, sözleşme özgürlüğü kapsamında geçerli kabul edilen kendine özgü bir hukuki işlemdir.

2. İnançlı işlem ile muvazaa arasındaki fark nedir? Muvazaada görünürdeki işlemin arkasında gerçek bir devir iradesi bulunmaz; taraflar görünüşü oluşturmak isterler. İnançlı işlemde ise devir iradesi gerçektir; ancak devir belirli bir amaca bağlanmış olup iade yükümlülüğü doğurur.

3. İnançlı işlem nasıl ispat edilir? İnançlı işlem, kural olarak tarafların imzasını taşıyan, şekle bağlı olmayan yazılı bir belge ile ispatlanır. Yazılı belge yoksa hasım elinden çıkmış delil başlangıcı niteliğindeki belgelerle birlikte tanık dahil her türlü delil; bunlar da yoksa ikrar ve yemin gibi kesin deliller önem kazanır. Bu kurallar, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’na dayanmaktadır.

4. Banka dekontu inançlı işlemi ispatlar mı? Yargıtay’ın yerleşik içtihadına göre banka dekontları kural olarak yazılı delil başlangıcı sayılmaz; çünkü hasım elinden değil, üçüncü kişi konumundaki bankadan sadır olmuştur. Ancak somut olayın özelliklerine göre Yargıtay Hukuk Genel Kurulu son dönem kararlarında hesap hareketlerini delil başlangıcı kabul edebilmektedir.

5. İnançlı işlemde tapu iptali ve tescil davası nerede açılır? Dava, taşınmazın bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesinde açılır.

6. İnançlı işlemde zamanaşımı süresi ne kadardır? İnanç sözleşmesinden doğan davalar 10 yıllık zamanaşımına tabidir. Ancak bu süre, ferağ ümidinin yitirildiği tarihten itibaren işlemeye başlar; salt devir tarihinden değil.

7. İnanılan taşınmazı üçüncü kişiye satarsa ne olur? Taşınmazı satın alan üçüncü kişi iyiniyetliyse, TMK m. 1023 uyarınca kazanımı korunur. Kötüniyetli üçüncü kişiye karşı ise tapu iptali ve tescil davası açılabilir.

8. İnançlı işlemde borcun ödenmesi zorunlu mudur? Teminat amaçlı inançlı işlemlerde, taşınmazın iadesini isteyen tarafın TBK m. 97 uyarınca kendi borcunu ödemiş veya ifasını önermiş olması gerekir. Uygulamada mahkeme borç miktarını belirleyerek davacıya depo süresi vermektedir.