Tasarrufun İptali Davasında Davalı 3. Kişinin Savunması ve İspat İmkanları

Tasarrufun iptali davasında davalı üçüncü kişinin savunması ve ispat imkanları

Tasarrufun iptali davasında davalı 3. kişi, davayı iki yoldan reddettirebilir: davanın ön koşullarının (kesinleşmiş takip, aciz belgesi, borcun tasarruftan önce doğmuş olması) bulunmadığını ya da iptal sebeplerinin şartlarının gerçekleşmediğini ortaya koyarak. 7571 sayılı Kanun’la değişen İİK m. 278 uyarınca yakınlık karineleri artık aksi ispat edilebilir; bedelin gerçekten ödendiği yazılı delille kanıtlanırsa dava reddedilir.

Kısaca

Tasarrufun iptali davasında asıl yükü taşıyan taraf, borçludan mal edinmiş olan davalı üçüncü kişidir. Uzun yıllar boyunca bu kişi, borçluyla arasında akrabalık varsa gerçek bedeli ödediğini kanıtlasa bile davayı kaybediyordu. Anayasa Mahkemesi’nin üç ayrı iptal kararı ve 24/12/2025 kabul tarihli 7571 sayılı Kanun’la yeniden yazılan İİK m. 278, bu tabloyu değiştirdi: bugün m. 278’deki bağışlama karinelerinin tamamı aksi ispat edilebilir karinelerdir. Üçüncü kişinin savunması iki hatta kurulur: (1) davanın ön koşullarının bulunmadığı, (2) iptal sebeplerinin maddi şartlarının gerçekleşmediği. İkincisinin çekirdeği, bedelin gerçekten ve yazılı delille ödendiğinin, ödeme gücünün ve borçlunun mali durumunun bilinmediğinin ortaya konmasıdır. Aşağıda bu savunma hatları, Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararlarından yapılan alıntılarla ele alınmaktadır.

1. Üçüncü kişi davada neden taraf olur?

Tasarrufun iptali davası, borçlunun alacaklısından mal kaçırmak amacıyla yaptığı ve aslında geçerli olan bir tasarrufun, yalnızca davacı alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını sağlayan, nispi nitelikte bir davadır. Davanın alacaklı tarafındaki kurgusunu, açılma usulünü ve ön koşullarını tasarrufun iptali davası rehberimizde ayrıntılı olarak ele aldık; bu yazı ise davalı tarafın savunmasına odaklanmaktadır. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi bu niteliği şöyle ifade eder:

“İİK’nun 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davalarında amaç, borçlunun haciz yada iflasından önce yaptığı ve aslında geçerli olan bazı tasarrufların geçersiz ya da ‘iyiniyet kurallarına aykırılık’ nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını ve dolayısıyla o mal üzerinden cebri icraya devamla alacağın tahsilini sağlamaktır. Davacı, iptal davası sabit olduğu takdirde, tasarruf konusu mal üzerinde cebri icra yolu ile hakkını almak yetkisini elde eder ve tasarruf konusu taşınmaz mal ise, davalı üçüncü şahıs üzerindeki kaydın düzeltilmesine gerek olmadan o taşınmazın haciz ve satışını isteyebilir (İİK.md.283/1). Bu yasal nedenle iptal davası, alacaklıya alacağını tahsil olanağını sağlayan, nispi nitelikte, yasadan doğan bir dava olup; tasarrufa konu malların aynı ile ilgili değildir.” — Yargıtay 4. HD, 25.10.2021, E. 2021/15029, K. 2021/7422

Bu yapı, davanın kimin aleyhine sonuç doğurduğunu da gösterir: cebri icraya katlanacak olan borçlu değil, malı devralan üçüncü kişidir. Anayasa Mahkemesi de bu noktayı vurgular:

“İptal davası, sonucu itibarıyla borçlu tarafından gerçekleştirilen tasarruf işleminin geçerliliğini etkilememekte; borçlunun gerçekleştirdiği tasarruf işlemi geçerli kalmaya devam etmektedir. Ancak iptal davası lehine sonuçlanan alacaklı tasarruf konusu malı haczettirerek satış bedelinden alacağını alma hak ve yetkisine sahip olduğundan tasarruf işleminin karşı tarafını oluşturan üçüncü kişi cebri icra işlemlerine katlanma yükümlülüğü altına girmektedir.” — AYM, E. 2018/9, K. 2018/84, 11.07.2018, § 25

Bu nedenle borçlu ile üçüncü kişi arasında zorunlu dava arkadaşlığı vardır ve üçüncü kişinin savunmasını borçlunun beyanlarına bırakması uygulamadaki en pahalı hatalardan biridir. Borçlu çoğu zaman davayı takip etmez; mahkemenin önündeki tek gerçek savunma üçüncü kişininkidir.

Bir diğer kritik nokta İİK m. 281’dir. Hakim, davacının dayandığı maddeyle bağlı değildir:

“Kanun koyucu iptal davası ile ilgili olarak hangi tasarrufların iptale tabi olduğu hususunun tayinini hakimin takdirine bırakmıştır (İİK. md. 281). Bu yasal nedenle de davacı tarafından İİK.nun 278, 279 ve 280. maddelerden birine dayanılmış olsa dahi mahkeme bununla bağlı olmayıp diğer maddelerden birine göre iptal kararı verebilir (Y.H.G.K. 25.11.1987 Tarih, 1987/15-380 Esas ve 1987/872 Karar sayılı ilamı).” — İzmir BAM 5. HD, 29.11.2022, E. 2020/1944, K. 2022/3478

Savunma açısından bunun karşılığı nettir: üçüncü kişi, savunmasını yalnızca dava dilekçesinde anılan maddeye göre kurmamalı, üç iptal sebebini de ayrı ayrı karşılamalıdır.

2. 7571 sayılı Kanun’la değişen İİK m. 278: eski ve yeni metin

24/12/2025 kabul tarihli ve 25/12/2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 7571 sayılı Kanun’un 2. maddesiyle İcra ve İflas Kanunu m. 278 tümüyle değiştirilmiştir. Yeni metin şöyledir:

“Alışılmış hediyeler dışında, geçici veya kesin aciz belgesinin ya da aciz belgesi niteliğinde olan haciz tutanağının düzenlendiği yahut iflasın açıldığı tarihten önceki bir yıl içinde yapılan bütün bağışlamalar ve ivazsız tasarruflar iptale tabidir. Aşağıdaki tasarruflar bağışlama sayılır: a) Gerçek değerine uygun olarak ivazlı olduğu ispatlanmadıkça altsoy ve üstsoy, üçüncü derece dâhil kan hısımları, son bir yıl içinde evlilik birliği sona ermiş olsa bile eşi ve üçüncü derece dâhil kayın hısımları, evlat edinenle evlatlık, ortak konutta yaşayan kişiler arasında yapılan tasarruflar. b) Aksi ispatlanmadıkça, sözleşmenin yapıldığı sırada, kendi verdiği şeyin gerçek değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyatla kabul ettiği sözleşmeler. c) Uygun bir karşılığın sağlandığı ispatlanmadıkça, borçlunun kendisine veya üçüncü bir kişi yararına ömür boyu gelir sözleşmesi ya da intifa hakkı tesis ettiği sözleşmeler yahut ölünceye kadar bakma sözleşmeleri.” — İİK m. 278 (7571 s. K. m. 2 ile değişik); vurgular eklenmiştir

Üç temel yenilik vardır:

a) Süre iki yıldan bir yıla indi. Bir yıldan eski tasarruflar m. 278 kapsamı dışındadır — bu, tek başına birçok davayı bitirebilecek bir savunmadır.

b) Başlangıç anı netleşti. Eski metindeki “haczin veya aciz vesikası verilmesinin sebebi olan alacaklardan en eskisinin tesis edildiği tarihe kadar geriye doğru” biçimindeki karmaşık hesap terk edilmiş, tek ve somut bir başlangıç noktası belirlenmiştir.

c) Karineler artık kesin değildir. Yakınlık çevresi genişlemiş (kan ve kayın hısımlığı yeniden kapsama alınmış, “ortak konutta yaşayan kişiler” gibi fiili birliktelikler eklenmiş), buna karşılık her hal için ispat kapısı kanun metniyle açık bırakılmıştır. Kısacası kapsam genişledi, savunma imkanı da kanunla güvenceye alındı.

KonuEski m. 2787571 s. K. ile yeni m. 278
Şüphe süresi2 yıl1 yıl
Sürenin başlangıcıHaczin veya aciz vesikasının sebebi olan alacaklardan en eskisinin doğduğu tarihe kadar geriye doğruAciz belgesinin ya da aciz belgesi niteliğindeki haciz tutanağının düzenlendiği yahut iflasın açıldığı tarih
Yakınlık karinesiKesin karine — aksi ispat edilemezAksi ispat edilebilir (gerçek değere uygun ivaz ispatlanabilir)
Kapsanan kişilerÜçüncü dereceye kadar kan ve sıhri hısımlar, evlat edinen/evlatlık (AYM iptalleriyle daralmış)Altsoy ve üstsoy, üçüncü derece dahil kan ve kayın hısımları, son bir yıl içinde evliliği sona ermiş eş, evlat edinen/evlatlık, ortak konutta yaşayan kişiler
Pek aşağı fiyatBağışlama sayılırAksi ispatlanmadıkça bağışlama sayılır
Ömür boyu gelir / ölünceye kadar bakmaBağışlama sayılırUygun karşılık sağlandığı ispatlanmadıkça bağışlama sayılır
İİK m. 278’in 7571 sayılı Kanun öncesi ve sonrası karşılaştırması.

3. Anayasa Mahkemesi’nin üç iptal kararı ve ispat hakkı

Bu değişikliğin arka planında Anayasa Mahkemesi’nin birbirini izleyen üç kararı vardır. Üçü de aynı ölçütü kurar: aksi ispat edilemeyen karine, mülkiyet hakkı (AY m. 35) ve hak arama hürriyeti (AY m. 36) bakımından ölçüsüzdür.

AYM, E. 2018/9, K. 2018/84, 11.07.2018 (RG 15.11.2018-30596). Eski m. 278/III-1’deki “neseben veya” ibaresi iptal edilmiştir. Gerekçenin kilit paragrafı:

“Mülkiyet hakkına müdahale teşkil eden itiraz konusu kuralda; neseben üçüncü dereceye kadar (bu derece dâhil) hısımlar arasında yapılan ivazlı tasarrufların başka hiçbir koşula bağlı bulunmaksızın bağışlama gibi olduğu, aksinin iddiası ve ispatı mümkün olmayan bir olgu olarak kabul edilmiştir. Bu bakımdan tasarruf konusu malın değerinin tam olarak veya fazlasıyla ödenmiş olması, tasarruf işleminin borçlunun alacaklılarının da menfaatine bulunması, alacaklıların tasarruf işlemi dolayısıyla zarar görmemesi, alacaklıların alacağı tahsil ve cebri icra imkânlarının zorlaştırılmamış hatta kolaylaştırılmış olması sonucu değiştirmeyecektir.” — AYM, E. 2018/9, K. 2018/84, § 29

Aynı kararda “pek aşağı fiyat” bendine yönelik itiraz reddedilmiştir; ret gerekçesi, bu makalenin bütün mantığını özetler:

“Ancak bu durumun aksinin iddia ve ispatı mümkün olup borçlu veya tasarruf işleminin tarafı olan üçüncü kişinin tasarruf işleminin gerçek değere yakın veya gerçek değer üzerinden yapıldığını ortaya koyması, bu yönde iddia ve savunmada bulunması, buna ilişkin bilgi, belge ve delillerini sunmak suretiyle tasarrufun iptal edilmesini önlemesi mümkündür.” — AYM, E. 2018/9, K. 2018/84, § 38

AYM, E. 2021/52, K. 2021/97, 16.12.2021 (RG 22.03.2022-31786). Eski m. 278/III-1’deki “Karı ve koca ile…” ibaresi iptal edilmiş; buna karşılık İİK m. 279/1-2 ile m. 280/III’teki “karı veya kocası” karinesine yönelik itirazlar reddedilmiştir. Ret gerekçesi, m. 280 uygulamasında ispat yükünün nerede olduğunu da açıklar:

“Anılan hüküm ile ispat yükü kural olarak iddia edene yani alacaklıya yüklenmiştir. Bu itibarla borçluda bulunan zarar verme kastının varlığını ispatla yükümlü olan alacaklıdır. Kanun koyucu anılan maddenin üçüncü fıkrasında alacaklıya düşen bu ispat yükünü kolaylaştırıcı karineler öngörmüştür. (…) Ancak bu karinenin aksinin iddia ve ispatı Kanun’un 279. maddesinin ikinci fıkrasına göre mümkündür. Bu kapsamda tasarruf işleminin karşı tarafı olan üçüncü kişi konumundaki karı ya da kocanın tasarruf işleminin yapıldığı anda borçlunun olumsuz mali koşullarını ve alacaklılarına zarar vermek kastıyla bu tasarrufu yapmış olduğunu bilmediğini veya bilebilecek durumda olmadığını ortaya koyması hâlinde söz konusu tasarruf iptale konu olmayacaktır.” — AYM, E. 2021/52, K. 2021/97, §§ 35-37

AYM, E. 2021/9, K. 2022/4, 26.01.2022 (RG 12.04.2022-31807). Aynı bentteki “usul ve” ile “sıhren üçüncü dereceye kadar (bu derece dahil) hısımlar” ibareleri de iptal edilmiş, gerekçede önceki karara açıkça atıf yapılmıştır:

“Bu yönüyle kurallar, kamu yararı ile kişisel yarar arasındaki dengeyi bozmak suretiyle mülkiyet hakkının ve hak arama özgürlüğünün ölçüsüz biçimde sınırlandırılmasına neden olmaktadır.” — AYM, E. 2021/9, K. 2022/4, § 42

Bu üç karar 2019-2023 arasında kademeli olarak yürürlüğe girmiş ve m. 278’in akrabalık karinesini fiilen boşaltmıştır. 7571 sayılı Kanun ise doğan boşluğu, karineleri koruyup ispat hakkını metne yazarak doldurmuştur. Üçüncü kişi vekili için bu kararlar yalnızca tarihsel arka plan değildir: yeni m. 278’deki ispat kayıtlarının dar yorumlanamayacağının anayasal dayanağıdır.

4. Birinci savunma hattı: ön koşullar

Esasa girilmeden davayı bitirebilecek ön koşullar Yargıtay’ın istikrarlı kalıbıyla şöyle sayılır:

“Bu tür davaların dinlenebilmesi için, davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK.nun 277 md) bulunması gerekir. Bu ön koşulların bulunması halinde ise İİK.nun 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır.” — Yargıtay 4. HD, 25.10.2021, E. 2021/15029, K. 2021/7422

Bu koşullar resen araştırılır; ancak uygulamada resen araştırma çoğu kez eksik kalır, bu yüzden savunmada açıkça ileri sürülmelidir.

4.1. Tasarrufun borcun doğumundan sonra yapılmış olması

Pratikte en verimli savunmadır:

“Yine tasarrufun iptali davalarının dinlenebilmesi için borcun, iptali istenen tasarruftan önce doğması dava ön koşulu olup mahkemece res’en araştırılmalıdır. Dava koşulu gerçekleşmediği takdirde işin esası hakkında hüküm kurulamaz. Somut olayda davacının İstanbul 34. İcra Müdürlüğü’nün 2016/23718 E. sayılı takip konusu alacağı 21.09.2015 tarihli kredi sözleşmesinden kaynaklanmakta olup dava konusu tasarruf 15.01.2015 tarihinde yapıldığından tasarrufun bu borçtan önce yapıldığı görülmektedir. Bu durumda İlk Derece Mahkemesince borcun doğumu tasarruf tarihinden sonra olduğundan davanın ön koşul yokluğu nedeni ile reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.” — Yargıtay 4. HD, 23.09.2024, E. 2021/26640, K. 2024/7987

Ancak kıymetli evraka dayalı takiplerde tanzim tarihi tek başına belirleyici değildir. Üçüncü kişi vekilinin bu ihtimali baştan öngörmesi gerekir:

“Ancak uygulamada alacak-borç ilişkisi daha önce başlamasına rağmen alacak için düzenlenen bono veya çek gibi kıymetli evraka sonraki tarihlerin atıldığı sıklıkla görülmektedir. Bu nedenle davacı alacaklı, borcun doğumunun takip dayanağı çek tanzim tarihinden önce gerçekleştiğini ileri sürerse mahkemece alacaklıya bu konuda kanıt sunma olanağı verilmeli, gerekirse davacı alacaklı ile borçlu isticvap edilerek senedin düzenlenmesine neden olan temel ilişki sorulmalı, gerektiğinde davacı ile borçlunun ticari defterleri üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak borcun gerçek doğum tarihi tespit edilerek koşulun gerçekleşip gerçekleşmediği saptanmalıdır.” — Yargıtay 17. HD, 16.09.2019, E. 2016/17716, K. 2019/8039

4.2. Aciz belgesi (aciz vesikası) dava şartı mıdır?

İİK m. 277 uyarınca dava, elinde geçici veya kesin aciz belgesi bulunan alacaklı tarafından açılabilir. Bu bir dava şartıdır ve tek başına davayı düşürebilir:

“…aciz vesikası dava şartı olup davacı tarafından aciz vesikası veya geçici aciz vesikası niteliğinde haciz tutanağı ibraz edilmediğinden mahkemece bu nedenle davanın reddi gerekir…” — Yargıtay 17. HD, 14.03.2016, E. 2016/1734, K. 2016/3115

Savunmada yalnızca “aciz belgesi yok” demek yeterli değildir; sunulan haciz tutanağının aciz belgesi niteliği taşıyıp taşımadığı tartışılmalıdır. Bu tartışmada, tutanakta haczi kabil sayılan bir taşınmazın gerçekte borçlunun haline münasip evi olup olmadığı, yani meskeniyet şikayeti ile hacizden kurtulabilecek nitelikte bulunup bulunmadığı da gözden kaçırılmamalıdır. İlk derece uygulamasında bu inceleme şöyle yapılmaktadır:

“…borçlunun başkaca haczi kabil malı bulunmadığına veya borçlunun mahcuz malvarlığı unsurlarının açıkça alacağı karşılamaya yetmeyeceğine ilişkin genel bir kayıt bulunmadığını, dosya ve ekleri kapsamında takibin başlatıldığı icra dairesince borçlunun haciz mahalleri dışında başka bir malvarlığı unsurunun olup olmadığının yeterince araştırılmadığı, özellikle borçlunun dava konusu taşınmaz dışında başkaca taşınmaz mallarının bulunup bulunmadığının yeterince araştırılmadığı tespit edildiğini…” — İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi, 08.02.2018, E. 2014/882, K. 2018/64

Buna karşılık aciz belgesinin sonradan tamamlanabildiği de bilinmelidir:

“Aciz belgesinin, dava açılmadan önce veya açıldıktan sonra; ya da, istinaf ve temyiz aşamasında dahi sunulma olanağı mevcuttur.” — İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi, 14.04.2022, E. 2021/28, K. 2022/336

4.3. Hak düşürücü süreler: beş yıllık süre (İİK m. 284)

İİK m. 284 uyarınca iptal davası hakkı, tasarruf tarihinden itibaren beş yıl geçmekle düşer. Ayrıca m. 280/1’in son cümlesi ayrı bir sınır getirir: “işlemin gerçekleştiği tarihten itibaren beş yıl içinde borçlu aleyhine haciz veya iflâs yoluyla takipte bulunulmuş olmalıdır.” Bu süreler hak düşürücüdür, resen gözetilir ve ıslahla aşılamaz.

5. İkinci savunma hattı: iptal sebeplerinin çürütülmesi

5.1. İİK m. 278 — bağışlama sayılan tasarruflar

Yeni metin karşısında savunmanın ekseni tektir: tasarrufun gerçek değerine uygun bir ivazla yapıldığını ispat etmek. Yakınlık ilişkisinin varlığı artık davayı bitirmez; bedelin gerçekliği ortaya konursa karine çürür. (c) bendinde ise ölünceye kadar bakma veya intifa tesisinde “uygun bir karşılığın sağlandığı” — bakım edimlerinin fiilen yerine getirildiği, masrafların üstlenildiği — belgelenmelidir.

5.2. İİK m. 279 — aciz halinde yapılan tasarruflar

Maddede sayılan tasarruflar (mevcut borç için verilen rehinler, para veya mutat ödeme vasıtası dışındaki ödemeler, vadesi gelmemiş borç için yapılan ödemeler, kişisel hakların kuvvetlendirilmesi için tapuya verilen şerhler) hacizden, acizden veya iflastan önceki bir yıl içinde yapılmışsa iptale tabidir. Son fıkra üçüncü kişinin savunma anahtarıdır:

“Bu tasarruflardan istifade eden kimse borçlunun hal ve vaziyetini bilmediğini ispat eylerse iptal davası dinlenmez.” — İİK m. 279/son

Anayasa Mahkemesi bu fıkrayı, hükmü anayasaya uygun kılan unsur saymıştır:

“Anılan maddenin 278. maddeden farkı ise ilgili tasarrufun tarafı konumundaki üçüncü kişiye borçlunun borca batık olduğunu bilmediğini kanıtlama imkânının verilmesidir. Bu takdirde söz konusu tasarrufun iptaline karar verilemeyecektir.” — AYM, E. 2021/52, K. 2021/97, § 26

Burada aranan, soyut bir masumiyet beyanı değil objektif iyiniyettir. Yargıtay içtihatlarına dayanan yerel mahkeme uygulaması ölçütü şöyle koyar:

“…tasarruftan yararlanan üçüncü kişinin, gereken dikkati gösterdiği takdirde, borçlunun durumunu ve işlemin mahiyetini anlayabilecek durumda olması yeterlidir. Başka bir deyişle, ‘üçüncü kişi, küçük bir soruşturma, dikkat veya gözlem ile borçlunun durumunu bilebilecek durumda ise’, bu şart gerçekleşmiş kabul edilmelidir.” — İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi, 08.02.2018, E. 2014/882, K. 2018/64

5.3. İİK m. 280 — zarar verme kastından dolayı iptal

En geniş ve en sık uygulanan iptal sebebidir. İspat yükü kural olarak alacaklıdadır; kanun bu yükü iki karineyle hafifletir. Hısımlık karinesi bakımından metin açıktır:

“Üçüncü şahıs, borçlunun karı veya kocası, usul veya füruu ile üçüncü dereceye kadar (bu derece dahil) kan ve sıhri hısımları, evlat edineni veya evlatlığı ise borçlunun birinci fıkrada beyan olunan durumunu bildiği farz olunur. Bunun hilafını üçüncü şahıs, ancak 279 uncu maddenin son fıkrasına göre isbat edebilir.” — İİK m. 280/2; vurgu eklenmiştir

Yani akrabalık kapıyı kapatmaz; ispat yükünü ters çevirir.

6. Bedelin ödendiğinin ispatı: yazılı delil ve banka kayıtları

Türkiye’de tapu bedelinin gerçek satış bedelinin altında gösterilmesi yaygındır ve bu alışkanlık davada doğrudan üçüncü kişi aleyhine bir “değer farkı” sonucuna dönüşür. Farkı kapatmanın yolu tanıkla değil, yazılı delille ispattır:

“Bu halde HMK’nun 200 ve 201 maddesi gereğince davalı … taşınmazı bu bedel ile satın aldığını yazılı belge ile ispatlaması gereklidir. Tanık beyanları ile ispat mümkün değildir. Dairemiz ve giderek …’ın yerleşmiş görüşüne göre tasarruf tarihinde borçlu veya üçüncü kişinin banka hesapları üzerindeki hesap hareketleri tasarrufa yönelik yapılmış bir ödeme olarak ve yazılı delil olarak kabul edilmektedir.” — Yargıtay 17. HD, 19.09.2017, E. 2015/7653, K. 2017/7940

Hangi belgelerin kabul gördüğü şu kararda ayrıntılı biçimde sayılmıştır:

“Tapudaki satış bedeli dışında yapılan ödemelerin davalı 3. kişi tarafından devir tarihi veya devir tarihine yakın tarihli banka hesap hareketleri, banka ödemesi, kredi kullanımı gibi delillerle ispatlanması mümkün olup, bu belgelerdeki meblağların tapudaki bedele eklenerek bedel farkının varlığı değerlendirilmelidir. (…) Davalı 3.kişi …; bu taşınmaz için 750.000,00 TL’ye anlaştıklarını, tapudaki bedelden hariç 14/01/2015 tarihinde … Bankası hesabından 450.000,00 TL çekerek bunu davalı …’e verdiğini belirterek bu konuda dekont örneklerini sunmuştur. Dairemiz uygulamasına göre bankadan çekilen bu paranın borçluya taşınmaz alımı için ödenen para olduğu kabul edilmektedir. Bu durumda bilirkişi tarafından belirlenen rayiç değer ile davalı 3.kişi tarafından ödendiği ispat edilen değer arasında bedel farkı bulunmadığı anlaşıldığından…” — Yargıtay 4. HD, 06.12.2021, E. 2021/1678, K. 2021/9763

Bu savunmanın tam olarak başarıya ulaştığı tipik örnek şudur — tapuda 55.000 TL, bilirkişi değeri 198.859,54 TL:

“Davalı üçüncü kişi, tapudaki bedelin haricinde borçluya banka kanalı ile daire satış bedeli olarak, 01/11/2013 tarihinde 44.030,00 TL, 04/11/2013 tarihinde 45.430,00 TL, 08/11/2013 tarihinde 40.030,00 TL olarak toplam 129.490,00 TL’lik açıklamalı banka dekontu sunmuştur. Davalılar arasında başka bir taşınmaz satışı da olduğu iddia ve tesbit edilmemiştir. Banka kanalı ile yapılan ödemeler dikkate alındığında, ivazlar arasında önemli bir oransızlık olmadığı sabittir. Bu halde, davacı tarafından açılan tasarrufun iptali davasının reddine karar verilmesi gerekirken…” — Yargıtay 4. HD, 01.11.2022, E. 2022/1480, K. 2022/13556

Buna karşılık ödemenin zamanlaması ve muhatabı belirleyicidir. Aşağıdaki dosyada Özel Daire, ödemeleri geçerli sayarak bozma vermiş; Bölge Adliye Mahkemesi ise direnme kararında şu değerlendirmeyi yapmıştır:

“…tasarrufun iptaline konu taşınmaz için ödendiği ileri sürülen toplam 170.000,00 TL’nin, davaya konu taşınmaza ilişkin tasarrufun iptali davası açıldıktan sonra ödendiği, taşınmazın resmi sözleşme ile devredildiği 11.03.2013 gününden 52 gün sonra, 100.000,00 TL tutarındaki bölümünün ise … 58 gün geçtikten sonra, sözleşmenin tarafı olmayan …’nun hesabına gönderilmek suretiyle ödenmiş olmasının olağan ödeme yöntemi olmadığı…” — Bölge Adliye Mahkemesi direnme kararı, aktaran: Yargıtay 4. HD, 15.05.2023, E. 2023/4706, K. 2023/6428

Aynı dosyada Özel Daire’nin bozma gerekçesi ise üçüncü kişi lehine sonucun formülünü verir:

“Dairemiz uygulamasına göre de bu taşınmaz için bilirkişi tarafından belirlenen rayiç değer olan 250.000,00 TL ile davalı 3. kişi tarafından ödendiği ispat edilen 237.000,00 TL arasında bedel farkı bulunmadığı anlaşıldığından… Davalı 3.kişi …’in davalı borçlu ile yakınlık ve tanışık olduğu yada İİK’nın 280/1 maddesi gereğince borçlunun mali durumunu bilebilecek şahıslardan olduğu da ispatlanamadığından bu taşınmaz yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken…” — Yargıtay 4. HD, 15.05.2023, E. 2023/4706, K. 2023/6428 (bozma ilamı)

Tacir olan üçüncü kişi bakımından ölçüt daha da katıdır:

“…somut olayda davalı 3.kişinin tacir olması nedeniyle satış tarihinden kısa bir süre önce ve satış tarihinde bankadan çektiği parayı satıcıya ödediğini resmi belge (ödeme belgesi gibi) ile ispatlaması gereklidir.” — Yargıtay 17. HD, 23.09.2014, E. 2014/13771, K. 2014/12425

Paranın kaynağı vekil veya yakın aracılığıyla ödendiyse, zincirin banka kayıtlarıyla kurulması gerekir:

“Anılan şahsın hesabına 18.09.2012 tarihinde 69.000,00 TL para yatmış görülmektedir. Bu paranın kim tarafından yatırıldığı banka kayıtları ile araştırılarak paranın davalı üçüncü kişi … tarafından yatırıldığının tesbiti halinde bu paranın 21.09.2012 tarihinde satın alınan dava konusu taşınmaz bedeline ilişkin olduğu kabul edilerek bu takdirde bedel farkı olmayacağından davanın reddine… karar verilmesi gerekir.” — Yargıtay 17. HD, 19.09.2017, E. 2015/7653, K. 2017/7940

7. Ödeme gücü ve paranın kaynağı nasıl ispatlanır?

Dekont sunmak tek başına yetmeyebilir. Mahkemeler üçüncü kişinin o bedeli ödeyebilecek ekonomik güce sahip olup olmadığını da inceler. Aşağıdaki karar, üçüncü kişi vekili için adeta bir hazırlık listesidir:

“Davalı 3.kişi …’nın ya da ailesinin dava konusu taşınmazı alabilecek ekonomik durumunun olup olmadığı, dava konusu edilen taşınmaz üzerinde ING Bank A.Ş. lehine tesis edilmiş ipotek bulunup, davalılar tasarruf tarihinde bu ipotek borcunun 103.000,00 TL olduğunu ve bu borcun davalı 3.kişi … tarafından ödeneceğini belirtmişse de, bu borcun ne kadar olduğu, daha sonra ödenip ödenmediği, ödendi ise kim tarafından ödendiği, dava konusu taşınmazda tasarruf tarihinden itibaren kimin oturduğu, kiraya verildi ise kim tarafından verildiği ve kira bedellerinin kime ödendiği hususları araştırılmamıştır.” — Yargıtay 4. HD, 25.10.2022, E. 2022/800, K. 2022/13024

Aynı kararda “çek-yatır” iddiasına ilişkin değerlendirme de üçüncü kişi lehinedir:

“…bu yatırılan 300.000,00 TL paranın aynı para olduğu, aynı paranın çek-yatır yapıldığı ya da paranın esasen …’e ait olduğu ispatlanmış değildir. Bu halde, mahkemenin tasarrufun iptali için gerekçe gösterdiği çek yatır yapılmak suretiyle satış bedelinin ödendiği gerekçesi yerinde değildir.” — Yargıtay 4. HD, 25.10.2022, E. 2022/800, K. 2022/13024

Savunmaya eklenmesi gereken belgeler: gelir belgesi ve SGK hizmet dökümü, vergi beyannameleri, hesap özetleri, satılan başka bir malvarlığına ait tapu veya ruhsat kayıtları, kredi sözleşmeleri, taşınmaza ilişkin abonelik ve fatura kayıtları, ödenmiş emlak vergisi makbuzları, varsa kira sözleşmesi ve kira gelirinin beyan edildiğini gösteren belgeler.

8. Değer farkı (misli fark) savunması ve bilirkişi raporuna itiraz

Değer farkı, m. 278/2-b bakımından hem karinenin doğduğu hem de çürütüldüğü noktadır. Yargıtay’ın aradığı eşik yüksektir:

“…davalılar Mehmet ve Ünal yönünden İİK’nın 278/III-2. bendi hükmü gereğince tasarrufun iptali için yerleşik ve devamlılık arzeden yargısal uygulamalar gözönüne alınarak taşınmazın tasarruf tarihindeki gerçek değerinin tapuda gösterilen satış bedelinin bir misli ve daha fazla olduğunun belirlenmesinin gerekmesi bakımından sözkonusu değer farkının oluşmamış olmasına…” — Yargıtay 17. HD, 11.04.2012, E. 2011/11413, K. 2012/4507

Savunmada bilirkişi raporu edilgen biçimde kabul edilmemelidir. Denetlenmesi gereken başlıklar: değerlendirmenin tasarruf tarihindeki rayiç üzerinden yapılıp yapılmadığı; emsallerin gerçekten karşılaştırılabilir olup olmadığı (imar durumu, kat, cephe, yaş, hisse oranı); hisse devrinde tam mülkiyet değerinin hisseye orantılanmasındaki hatalar; taşınmaz üzerindeki ipotek, haciz, şerh, kira veya işgal gibi değeri düşüren yüklerin dikkate alınıp alınmadığı; üstlenilen borçların bedele eklenip eklenmediği.

9. Emare savunması: yakınlık, ticari ilişki ve zilyetlik

İİK m. 280 uygulamasında borçlunun kastını bilme olgusu emare ispatının konusudur. Ölçüt, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi kararlarında şöyle formüle edilmiştir:

“Davaya konu tasarrufun tarafı olan ve borçludan mal alan 3. kişinin, borçlunun zarar verme kastını bildiği emareler ile ispat edilebilir. Borçlunun zarar verme kastı gibi, bu kastın ve işlemin zarara neden olabileceğinin bilinmesi de içsel ve ispatı güç bir vakıadır. Bu nedenle üçüncü kişinin borçlunun kastını bilmesi vakıası emare ispatının konusunu oluşturur. Burada dikkat edilmesi gereken, borçlunun zarar verme kastının objektif olarak bilinebilir olması değil, işlemin diğer tarafı üçüncü kişinin bu işlem neticesinde alacaklıların zarar görebileceğini öngörebilmesidir.” — İzmir BAM 5. HD, 20.02.2023, E. 2023/500, K. 2023/454

Emare bulunamadığında sonuç açıktır — dava reddedilir:

“…davalı 3. kişi …’nin borçlu şirket ortakları veya yetkilileri ile arasında akrabalık, arkadaşlık veya ticari ilişki gibi borçlunun alacaklılarından mal kaçırma ya da alacaklılarını ızrar kastını bilen veya bilebilecek kişilerden olduklarının da kanıtlanamamasına ve kararda yazılı diğer gerekçelere göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun bulunan hükmün ONANMASINA…” — Yargıtay 17. HD, 05.06.2012, E. 2012/6088, K. 2012/7366

Aynı yönde, hem değer farkının bulunmaması hem de yakınlığın kanıtlanamaması birlikte değerlendirilmiştir:

“…ayrıca davalı 3. kişi Mehmet ve Ünal ile borçlu arasında akrabalık, arkadaşlık veya ticari ilişki gibi borçlunun alacaklılarından mal kaçırma ya da alacaklılarını ızrar kastını bilen veya bilebilecek kişilerden olduklarının da kanıtlanamamasına… davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine…” — Yargıtay 17. HD, 11.04.2012, E. 2011/11413, K. 2012/4507

Tersi de doğrudur ve savunmanın hangi noktalarda kırıldığını gösterir. Ticari ilişki tespit edilirse:

“Davalı … yönünden somut olayda borçlu Üzeyir ve davalı … savunmalarından aralarında ticari ilişki bulunduğu ve dava konusu aracın borçlu Üzeyir’in davalı …’a borcu nedeni ile satıldığı anlaşılmaktadır. Bu bakımdan davalı … borçlu ile arasındaki ticari ilişki ve borç alacak ilişkisi nedeni ile borçlunun alacaklıdan mal kaçırma kastını ya da alacaklıyı ızrar kastını bilebilecek durumdadır.” — Yargıtay 17. HD, 11.04.2012, E. 2011/11413, K. 2012/4507

Devirden sonra ortaya çıkan vekalet ilişkisi de tanışıklık emaresi sayılmıştır:

“Birbirlerini önceden tanımadıklarını iddia eden davalıların, satıştan 2 yılı aşkın bir süre sonra borçlunun, davalı …’nin eşinin vekili olarak tapuda işlem yapması yaşam deneyimlerine uygun değildir. Bu halde, davalı üçüncü kişinin borçlunun içinde bulunduğu mali durumu ve zarar verme kastının bildiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin var olduğunun kabulü ile tasarrufun iptaline karar verilmesi gerekirken…” — Yargıtay 17. HD, 17.12.2019, E. 2017/5140, K. 2019/12061

Fiili teslimin sağlanmaması ise en sık rastlanan kırılma noktasıdır:

“…dava konusu taşınmaz, davalı 3.kişiye satıldığı halde taşınmazın halen borçlu tarafından kullanılması, (adi kira sözleşmesinin varlığına rağmen, kira ödemesi konusunda resmi belge olmaması ve kira gelirlerinin vergi dairesine davadan sonra 27.3.2012 tarihinde bildirilmesi) yine davalı 3.kişi vekilinin temyize cevap dilekçesinde müvekkilinin davacı ve davalı borçluyu tanıdığını beyan etmesi, taşınmaz üzerine 12.8.2011 tarihinde haciz konulup aynı gün kaldırılması (davalı 3.kişinin haczi bilmesi) gibi maddi ve hukuki olgular karşısında dava konusu tasarrufun İİK 280/1 madde kapsamında iptale tabi olup olmadığı değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekir.” — Yargıtay 17. HD, 23.09.2014, E. 2014/13771, K. 2014/12425

Buna karşılık taşınmazın devirden önce de üçüncü kişinin işletmesince kullanılıyor olması gibi olgular, satışın gerçekliğini destekleyen karşı emarelerdir:

“…davalı 3. kişi tarafından taşınmazın satış bedeli açıklamalı banka dekontunda görüldüğü üzere banka aracılığı ile ödendiği, taşınmazın devir tarihinden sonra davacı bankanın davalı borçluya kredi kullandırmaya devam ettiği, … taşınmaz üzerindeki yapının davalı 3. kişinin sahibi olduğu şirket tarafından kullanılan depo olması, taşınmazın büyük bir kısmını satıştan önce de bu şirketin kullanıyor olması nedeni ile tasarrufun iptalini gerektirmeyeceğinden satışın muvazaalı olmayıp gerçek satış olduğu kanaatine varıldığı…” — Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi, aktaran: Yargıtay 17. HD, 13.10.2020, E. 2019/4719, K. 2020/5517

10. Ticari işletme devri karinesi ve tek çürütme yolu

İİK m. 280/3, ticari işletme veya işyeri devirlerinde alacaklı lehine ağır bir karine kurar. Hukuk Genel Kurulu bu karinenin niteliğini ve çürütülme yolunu şöyle açıklamıştır:

“Yasa koyucu üçüncü kişinin borçlunun alacaklılarına zarar verme kastı ile yaptığı tasarrufu bildiğini ispat bakımından davacıya bir kolaylık tanımış ve 280. maddenin 4. (değişiklikle 3.) fıkrası ile alacaklı yararına iki yönlü bir karine getirmiştir. Bu karine ile bir taraftan borçlunun alacaklılarını ızrar kastı ile hareket ettiğini ve diğer taraftan da üçüncü kişinin bu kastı bildiğini kabul etmek suretiyle alacaklıyı ispat külfetinden kurtarmıştır. (…) Bu karine, ancak iptal davasını açan alacaklıya devir, satış veya terk tarihinden en az üç ay evvel keyfiyetin yazılı olarak bildirildiğini veya ticari işletmenin bulunduğu yerde görülebilir levhaları asmakla beraber Ticaret Sicili Gazetesiyle; bu mümkün olmadığı takdirde bütün alacaklıların ıttılaını temin edecek şekilde münasip vasıtalarla ilan olunduğunu ispatla çürütülebilir. (…) Eğer ilanın yapılmasından veya keyfiyetin bildirilmesinden itibaren üç ay geçmiş ise bundan sonra devir ve temlik tasarrufunda bulunulması halinde iptal davası dinlenemez.” — Yargıtay HGK, 02.02.2005, E. 2004/666, K. 2005/1

Bu, kanunda tek ve tüketici biçimde sayılmış bir çürütme yoludur; “bedeli ödedim” savunması bu karineyi tek başına yıkmaz:

“Somut olayda dava konusu taşınmazın tapudaki satış bedeli ile bilirkişi tarafından belirlenen bedeli arasında fahiş fark bulunmamakla birlikte dava konusu taşınmazın borçlunun da faaliyette bulunduğu işyeri olduğu, anılan maddede belirtilen devir koşullarının gerçekleştiği iddia ve ispat edilmemiştir. Bu durumda davalılar arasındaki satış işleminin işyeri devri mahiyetinde olduğu anlaşıldığından davanın İİK 280. madde gereğince kabulüne karar verilmesi gerekirken…” — Yargıtay 17. HD, 09.05.2017, E. 2015/4923, K. 2017/5240

Karinenin çürütülemediği bir başka örnek:

“Somut olayda ticari işletme niteliğindeki otel ve müstemilatı borçlu şirket ortaklarından …’nun kızkardeşi … ve …’nın eşleri davalılar … ve …’a …, İİK.nun 280/4 maddesindeki karinenin aksi de davalılar tarafından iddia ve ispat edilememiştir.” — Yargıtay 17. HD, 28.11.2008, E. 2008/2743, K. 2008/5604

Pratik sonuç: İşyeri, fabrika, atölye ya da faal bir ticari mekan devralan üçüncü kişinin bildirim ve ilan belgelerini devir anında oluşturması gerekir; sonradan telafisi mümkün değildir.

11. Dördüncü kişinin iyiniyeti ve davanın bedele dönüşmesi

Borçludan alan üçüncü kişi malı başkasına devretmişse, o dördüncü kişi bakımından ölçüt farklıdır; kötüniyetinin ispatı davacıya düşer:

“Öte yandan, tasarrufun iptali davalarında 3. kişinin borçludan satın aldığı malı elinden çıkarması ve satın alan dördüncü kişinin davaya dahil edilmemesi ya da davaya dahil edilmekle birlikte iyi niyetli olduğunun anlaşılması halinde İİK’nın 283/2 maddesi uyarınca bedele dönüşen davada üçüncü kişinin dava konusu malı elinden çıkardığı tarihteki gerçek değeri oranında bedelle sorumlu tutulması gerekir. (…) 4. kişi konumunda bulunan davalı …’in kötüniyetli olduğunun ispat edilmesi halinde mahkemece aleyhine tasarrufun iptaline karar verilir. Ancak; davacı tarafından davalı 4.kişi …’in kötüniyetli olduğu ispatlanamadığı gibi; bedel farkı ve kısa aralıklarla taşınmazın devri bu kişi yönünden tasarrufun iptali için gerekçe olamaz. Buna göre davanın davalı … açısından reddine karar verilmesi gerekir…” — Yargıtay 17. HD, 16.10.2017, E. 2015/5724, K. 2017/9114; vurgu eklenmiştir

Aynı yaklaşım şu kararda da görülür:

“…davalı … …’ya yönelik davanın kabul edilebilmesinin dolayısıyla onun yaptığı tasarrufun iptalinin, ancak kötü niyetli olduğunun kanıtlanması durumunda mümkün olduğu, dosya kapsamından adı geçen davalının kötü niyetli olduğuna ilişkin yeterli araştırma ve incelemenin yapılmadığı… kötü niyetli olduğunun kanıtlanamaması halinde şu an olduğu gibi davalı … … hakkındaki davanın reddine… karar verilmesi gerekir.” — Yargıtay 4. HD, 22.11.2021, E. 2021/17525, K. 2021/8839

Mal iyiniyetli dördüncü kişinin elindeyse dava, üçüncü kişi yönünden bedele dönüşür (İİK m. 283/2) ve savunma sorumluluğun kapsamına yönelir:

“Tasarrufun iptali davasında dava konusu olan malın üçüncü kişinin elinden çıkmış olması ve malı elinde bulunduran kimsenin kötüniyetli olduğunun kanıtlanamaması halinde üçüncü kişi hakkında malın elinden çıktığı tarihteki değerine hükmedilir. Bir başka anlatımla İİK’nın 283. maddesinde sözü edilen tazminat, borçludan 3. şahsa geçirilen, ancak 3. şahsın da elinden çıkarmış olduğu mallar yerine 3. şahsın davacının alacağından fazla olmamak üzere nakten ödemesi gereken tazminattır. Bu tazminata faiz uygulanamayacağı gibi, borçlu hakkındaki takip, kesinleşmiş icra takip dosyası üzerinden yürüyeceğinden, borçlunun ayrıca tazminatla sorumlu tutulması doğru değildir.” — Yargıtay 17. HD, 26.12.2011, E. 2011/3393, K. 2011/12968; vurgu eklenmiştir

Ayrıca üçüncü kişi, davayı kaybederse verdiği karşılığı borçludan aynı davada isteyebilir (İİK m. 283/3) — uygulamada sıklıkla atlanan ve ayrı bir dava masrafından kurtaran bir imkandır.

12. Tasarrufun iptali davası ile muvazaa davası arasındaki fark

Alacaklılar sıklıkla iki talebi birlikte veya terditli olarak ileri sürer. Savunmanın her ikisini de karşılaması gerektiğinden ayrımın bilinmesi zorunludur. Hukuk Genel Kurulu farkı şöyle ortaya koyar:

“Tasarrufun iptali davası, borçlu tarafından geçerli olarak yapılan tasarruf işlemlerin davacı bakımından hükümsüz olduğunu tespit ettirmek için açıldığı hâlde, muvazaa davasında borçlunun yaptığı tasarruf işleminin gerçekte hiç yapılmamış olduğunun tespiti istenir. Yani yapılan işlemin geçersizliği ileri sürülür.” — Yargıtay HGK, 13.10.2020, E. 2017/2759, K. 2020/745, § 19

“Tasarrufun iptali davası, ayni nitelikte olmayıp kişisel (şahsi) bir dava olduğu hâlde, muvazaa davası ayni nitelikte bir davadır. Muvazaanın kanıtlanması hâlinde dava konusu mal, borçlunun mal varlığından hiç çıkmamış hâle gelir. Taşınmaza ilişkin muvazaa davalarında hâkim tapu kaydının da borçlu adına tesciline karar verir. Muvazaa iddiası, zamanaşımına bağlı olmadan ileri sürülebildiği hâlde, iptal davasının tasarrufun yapıldığı tarihten itibaren en geç hak düşürücü süre olan beş yıl içinde açılması gerekir (İİK m.284).” — Yargıtay HGK, 13.10.2020, E. 2017/2759, K. 2020/745, § 22

Bunun savunmadaki karşılığı şudur: m. 284’teki beş yıllık hak düşürücü süre muvazaa talebini karşılamaz; buna karşılık muvazaa iddiasının ispatı çok daha ağırdır ve tarafların gerçek iradelerinin gizlendiğinin ortaya konmasını gerektirir. Muvazaa iddiasının ispat kuralları ve tapu kaydının iptali sonucunu doğuran davalar bakımından muris muvazaası ve inançlı işlem incelemelerimiz ile tapu iptali ve tescil davası sayfamız yol gösterici olacaktır.

13. Dava kabul edilirse hüküm nasıl sınırlanır?

Dava kabul edilecekse bile savunma bitmiş sayılmaz; hüküm fıkrasının doğru kurulması üçüncü kişinin malvarlığını doğrudan etkiler:

“Kabule göre de; tasarrufun iptali davalarında davanın kabulüne karar verilmesi halinde alacaklının icra dosyasındaki alacak ve ferilerine şamil olmak üzere tasarrufun iptali ile davacıya haciz ve satış yetkisi verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olması da doğru değildir.” — Yargıtay 4. HD, 25.10.2022, E. 2022/800, K. 2022/13024

Aynı sınır bedele dönüşen davalarda da geçerlidir:

“…lehine tasarrufta bulunulan …’ın da taşınmazı elden çıkarmış olduğundan aynı yasanın 283/2. maddesi hükmü nazara alınarak davalının elden çıkardığı değer nispetinde nakden tazmine mahkum edilmesi gerektiği gözardı edilerek, icra takibindeki alacak miktarı ile sorumlu tutulması ve tasarrufun sadece alacak ve ferileri ile sınırlı olacak şekilde iptaline karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya uygun değildir.” — Yargıtay 17. HD, 26.12.2011, E. 2011/3393, K. 2011/12968

Tapunun iptaline veya malın borçlu adına tesciline karar verilemez. Bu sınırın hüküm fıkrasına yazdırılması, sonraki icra aşamasında üçüncü kişinin malını fazla değerden kaybetmesini önler.

14. Delil kontrol listesi ve sık yapılan hatalar

Delil kontrol listesi

BelgeNe ispatlarNereden temin edilir
Takip dosyasının tamamı: takip talebi, ödeme emri, tebligat parçaları, kesinleşme şerhiTakibin varlığı ve kesinleşmiş olması; borcun doğum tarihiİcra dairesinden dosya örneği veya UYAP Avukat Portal
Takibin dayanağı sözleşme, senet veya fatura; gerekiyorsa tarafların ticari defterleriAlacağın gerçekliği ve borcun gerçek doğum tarihi (senet tanzim tarihi tek başına yeterli değil)İcra dosyası; ticari defterler için bilirkişi incelemesi talebi
Aciz belgesi veya niteliği tartışmalı haciz tutanakları; borçlunun diğer malvarlığına ilişkin sorgu çıktılarıDava şartının gerçekleşip gerçekleşmediğiİcra dosyası; malvarlığı sorguları için mahkemeden müzekkere talebi
Tapu kaydı, akit tablosu, devir tarihindeki takyidat durumuDevrin tarihi, gösterilen bedel ve taşınmaz üzerindeki değer düşürücü yüklerTapu müdürlüğünden mahkeme müzekkeresiyle
Tüm ödeme belgeleri: dekont, EFT, nakit çekim, kredi sözleşmesi, ipotek fek yazısıBedelin gerçekten ödendiği — HMK m. 200-201 uyarınca yazılı delilBankadan; gerekirse mahkemeden banka kayıtlarının celbi talebi
Üçüncü kişinin ödeme gücünü gösteren belgelerO bedeli ödeyebilecek ekonomik durumun bulunduğuGelir belgesi, SGK hizmet dökümü, vergi beyannameleri, hesap özetleri
Fiili teslim delilleri: abonelik sözleşmeleri, faturalar, adres kayıt sistemi bilgileri, emlak vergisi makbuzları, kira sözleşmesi ve beyan kayıtlarıMalın gerçekten teslim alındığı ve borçlunun kullanmaya devam etmediğiAbone kurumları, belediye, adres kayıt sistemi, vergi dairesi
Ticari işletme devri iddiası varsa: üç aylık bildirim yazısı, Ticaret Sicili Gazetesi ilanı, levha fotoğraflarıİİK m. 280/3 karinesinin çürütülmesi — kanunda yazılı tek yolDevir anında oluşturulmalıdır; sonradan temin edilemez
Değer tespitine karşı emsal satış örnekleri ve teknik itiraz dilekçesiBilirkişinin belirlediği rayiç değerin hatalı olduğuTapu satış kayıtları, emsal taşınmaz verileri, özel değerleme raporu

Sık yapılan savunma hataları

  • Yalnızca “iyiniyetliyim” demek. İyiniyet soyut bir beyan değil, belgeyle desteklenmesi gereken bir vakıadır.
  • Tapudaki bedelin dışındaki ödemeyi tanıkla ispata çalışmak. HMK m. 200-201 karşısında sonuç vermez.
  • Ödemeyi geç veya dolaylı yapmak, sonra belgelemek. Devir tarihinden uzaklaşan ve sözleşmenin tarafı olmayan kişilere yapılan ödemeler ciddi biçimde zayıflar.
  • Taşınmazı fiilen teslim almamak. Borçlunun oturmaya devam etmesi, kararlarda en güçlü emare olarak kullanılmaktadır.
  • Savunmayı yalnızca dava dilekçesindeki maddeye göre kurmak. İİK m. 281 nedeniyle mahkeme başka bir maddeden iptale karar verebilir.
  • Ticari işletme devrinde bildirim ve ilan koşulunu atlamak.
  • Bilirkişi raporuna süresinde ve teknik gerekçeyle itiraz etmemek.
  • İİK m. 283/3’teki rücu talebini aynı davada ileri sürmemek.

15. Sıkça sorulan sorular

Borçlunun akrabasıyım, taşınmazı gerçek bedelle aldım. Davayı kaybeder miyim?

Hayır, bu artık kaçınılmaz değildir. 7571 sayılı Kanun’la değişik İİK m. 278/2-a, tasarrufun “gerçek değerine uygun olarak ivazlı olduğu ispatlanmadıkça” bağışlama sayılacağını söyler. Bedelin gerçekliğini yazılı delille ortaya koyduğunuzda karine çürür. İİK m. 280/2’deki hısımlık karinesi de m. 279/son yoluyla çürütülebilir.

Tapuda düşük bedel gösterdik, gerçekte fazlasını ödedim. Ne yapmalıyım?

Ödemenin tamamını yazılı delille belgelemelisiniz. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin ifadesiyle, tapudaki bedel dışındaki ödemeler “devir tarihi veya devir tarihine yakın tarihli banka hesap hareketleri, banka ödemesi, kredi kullanımı gibi delillerle” ispatlanabilir ve bu tutarlar tapudaki bedele eklenerek değerlendirilir. Tanık beyanı bu farkı kapatmaz.

Davacının elinde aciz vesikası yok — dava reddedilir mi?

Geçici veya kesin aciz belgesi dava şartıdır ve resen araştırılır. Ancak belge dava açıldıktan sonra, hatta kanun yolu aşamasında da tamamlanabilir. Bu nedenle savunmada asıl tartışılması gereken, sunulan haciz tutanağının aciz belgesi niteliği taşıyıp taşımadığıdır.

Tasarruf borçtan önce yapılmışsa dava ne olur?

İptali istenen tasarrufun borcun doğumundan sonra yapılmış olması ön koşuldur; tasarruf önceyse dava esasa girilmeden reddedilir. Senetli alacaklarda tanzim tarihi değil, temel ilişkinin doğum tarihi esas alınır; bu husus ticari defterler üzerinde bilirkişi incelemesiyle araştırılabilir.

Devir üzerinden beş yıl geçti — dava hala açılabilir mi?

İİK m. 284 uyarınca tasarruf tarihinden itibaren beş yıllık hak düşürücü süre işler. Ayrıca m. 280/1 uyarınca işlem tarihinden itibaren beş yıl içinde borçlu aleyhine haciz veya iflas yoluyla takipte bulunulmuş olması gerekir. Bu süre hak düşürücüdür, mahkemece resen gözetilir ve ıslahla aşılamaz; süre dolmuşsa savunmada öncelikle bu husus ileri sürülmelidir.

İşyeri devraldım, bedeli de tam ödedim. Yeterli mi?

Hayır. İİK m. 280/3’teki ticari işletme devri karinesi, yalnızca kanunda yazılı yolla — devirden en az üç ay önce alacaklıya yazılı bildirim veya levha ve Ticaret Sicili Gazetesi ilanı — çürütülebilir. Yargıtay, bedel farkı bulunmayan bir dosyada bile ilan koşulu ispatlanamadığı için iptal kararı verilmesi gerektiğine hükmetmiştir.

Malı bir başkasına sattım, sorumluluğum ne olur?

Devraldığınız kişi (dördüncü kişi) iyiniyetliyse dava sizin yönünüzden bedele dönüşür (İİK m. 283/2). Sorumluluğunuz, malı elden çıkardığınız tarihteki gerçek değerle ve davacının alacağıyla sınırlıdır; Yargıtay’a göre bu tazminata faiz de uygulanamaz.

Dava kabul edilirse tapum iptal edilir mi?

Hayır. Kabul kararı, davacıya yalnızca icra dosyasındaki alacak ve ferileriyle sınırlı olarak o mal üzerinde haciz ve satış isteme yetkisi verir. Kayıt sizin adınıza kalır.

Bu makalede atıf yapılan kararlar

Metinde alıntılanan Yargıtay, Anayasa Mahkemesi, bölge adliye mahkemesi ve ilk derece mahkemesi kararlarının künyeleri ve hangi savunma başlığında ele alındıkları aşağıdadır.

KararKonuBölüm
Yargıtay 4. HD, 25.10.2021, E. 2021/15029, K. 2021/7422Davanın nispi niteliği ve dinlenebilirlik ön koşulları§1, §4
AYM, E. 2018/9, K. 2018/84, 11.07.2018“Neseben” ibaresinin iptali; aksi ispat edilemeyen karinenin ölçüsüzlüğü§3
AYM, E. 2021/52, K. 2021/97, 16.12.2021“Karı ve koca” ibaresinin iptali; m. 279/son ile ispat imkanı§3, §5
AYM, E. 2021/9, K. 2022/4, 26.01.2022“Usul ve” ile “sıhren” hısımlık ibarelerinin iptali§3
İzmir BAM 5. HD, 29.11.2022, E. 2020/1944, K. 2022/3478İİK m. 281: hakim davacının dayandığı maddeyle bağlı değildir§1
Yargıtay 4. HD, 23.09.2024, E. 2021/26640, K. 2024/7987Borcun tasarruftan önce doğmuş olması ön koşulu§4.1
Yargıtay 17. HD, 16.09.2019, E. 2016/17716, K. 2019/8039Kıymetli evrakta gerçek borç doğum tarihinin araştırılması§4.1
Yargıtay 17. HD, 14.03.2016, E. 2016/1734, K. 2016/3115Aciz vesikasının dava şartı olması§4.2
İstanbul 9. Asliye Ticaret Mah., 08.02.2018, E. 2014/882, K. 2018/64Haciz tutanağının aciz belgesi niteliği; objektif iyiniyet ölçütü§4.2, §5.2
İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mah., 14.04.2022, E. 2021/28, K. 2022/336Aciz belgesinin kanun yolu aşamasında dahi sunulabilmesi§4.2
Yargıtay 17. HD, 19.09.2017, E. 2015/7653, K. 2017/7940Bedelin yazılı delille ispatı; banka hesap hareketleri§6
Yargıtay 4. HD, 06.12.2021, E. 2021/1678, K. 2021/9763Tapu dışı ödemenin dekont ve kredi kullanımıyla ispatı§6
Yargıtay 4. HD, 01.11.2022, E. 2022/1480, K. 2022/13556Açıklamalı dekontlarla bedel farkının kapanması§6
Yargıtay 4. HD, 15.05.2023, E. 2023/4706, K. 2023/6428Ödemenin zamanlaması ve muhatabı; bozma ile direnme karşılaştırması§6
Yargıtay 17. HD, 23.09.2014, E. 2014/13771, K. 2014/12425Tacir üçüncü kişide resmi belge; fiili teslimin sağlanmaması§6, §9
Yargıtay 4. HD, 25.10.2022, E. 2022/800, K. 2022/13024Ödeme gücü araştırması; “çek-yatır” iddiası; hükmün sınırlanması§7, §13
Yargıtay 17. HD, 11.04.2012, E. 2011/11413, K. 2012/4507Misli fark eşiği; emare yokluğunda ret, ticari ilişkide kabul§8, §9
İzmir BAM 5. HD, 20.02.2023, E. 2023/500, K. 2023/454Emare ispatının ölçütü: üçüncü kişinin öngörebilirliği§9
Yargıtay 17. HD, 05.06.2012, E. 2012/6088, K. 2012/7366Yakınlık veya ticari ilişki kanıtlanamadığında davanın reddi§9
Yargıtay 17. HD, 17.12.2019, E. 2017/5140, K. 2019/12061Devirden sonra kurulan vekalet ilişkisinin tanışıklık emaresi sayılması§9
Yargıtay 17. HD, 13.10.2020, E. 2019/4719, K. 2020/5517Devirden önceki fiili kullanımın karşı emare oluşturması§9
Yargıtay HGK, 02.02.2005, E. 2004/666, K. 2005/1Ticari işletme devri karinesi ve tek çürütme yolu§10
Yargıtay 17. HD, 09.05.2017, E. 2015/4923, K. 2017/5240Bedel farkı bulunmasa da işyeri devrinde ilan koşulunun aranması§10
Yargıtay 17. HD, 28.11.2008, E. 2008/2743, K. 2008/5604Ticari işletme devri karinesinin çürütülememesi§10
Yargıtay 17. HD, 16.10.2017, E. 2015/5724, K. 2017/9114Dördüncü kişinin kötüniyetini ispat yükünün davacıda olması§11
Yargıtay 4. HD, 22.11.2021, E. 2021/17525, K. 2021/8839Dördüncü kişi yönünden yeterli araştırma yapılması zorunluluğu§11
Yargıtay 17. HD, 26.12.2011, E. 2011/3393, K. 2011/12968Bedele dönüşen davada tazminatın kapsamı; faiz uygulanamaması§11, §13
Yargıtay HGK, 13.10.2020, E. 2017/2759, K. 2020/745Tasarrufun iptali ile muvazaa davası arasındaki fark§12

Sonuç

Tasarrufun iptali davasında üçüncü kişinin konumu son yedi yılda köklü biçimde değişti. Anayasa Mahkemesi’nin 2018-2022 arasındaki üç kararı, çürütülemez karinelerin mülkiyet hakkı ve hak arama hürriyetiyle bağdaşmadığını ortaya koydu; 7571 sayılı Kanun ise İİK m. 278’i, karineleri koruyup ispat hakkını metne yazarak yeniden kurdu.

Kararlardan çıkan tablo tutarlıdır: yakınlık kanıtlanamadığında ve bedel farkı kapandığında dava reddedilmekte; buna karşılık borçlunun taşınmazda oturmaya devam etmesi, ticari ilişki, sonradan kurulan vekalet bağı ve olağandışı ödeme yöntemleri iptal sonucunu doğurmaktadır. Bugün davalı üçüncü kişi için mesele, “akraba mıyım” sorusu değil, belgeyle ne söyleyebildiğidir: bedelin gerçekliği, ödemenin zamanı ve kaynağı, ödeme gücü, malın fiilen teslim alındığı ve borçlunun durumundan haberdar olunmadığı. Bu delillerin çoğu dava açıldıktan sonra değil, devir anında oluşturulur. Bu nedenle taşınmaz veya işletme devri yapan alıcıların işlem sırasında gayrimenkul hukuku alanında hukuki destek alması, sonradan yürütülecek en iyi savunmadan daha etkilidir.

Tasarrufun iptali davasında davalı taraftaysanız

Bu davada savunmanın gücü, büyük ölçüde dava açılmadan önce oluşmuş belgelere bağlıdır. Ödemenin banka üzerinden ve devir tarihine yakın yapılmış olması, taşınmazın fiilen teslim alınması, ticari işletme devrinde bildirim ve ilan koşullarının yerine getirilmiş olması sonradan telafi edilemeyen unsurlardır. Bu nedenle dava dilekçesi tebliğ edildiğinde, cevap süresi işlemeye başlamadan delil durumunun bütün olarak değerlendirilmesi önem taşır.

Av. Rıdvan Güney Hukuk Bürosu olarak İzmir’de gayrimenkul hukuku ve icra hukuku alanlarında dava takibi ve danışmanlık yürütüyoruz. Tasarrufun iptali davasında davalı taraftaysanız ya da taşınmaz veya işletme devri planlıyorsanız iletişim sayfamızdan bize ulaşabilirsiniz.

Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; her uyuşmazlık kendi delil durumu içinde değerlendirilmelidir. Kararlardan yapılan alıntılarda taraf isimleri, kararların yayımlanmış hallerinde olduğu gibi kısaltılmıştır.