Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi: Şartları, Tarafları ve İptali (2026)

Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi

Kısaca

Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, bir malvarlığının, devralana ölene dek bakma yükümlülüğü karşılığında devredilmesini düzenler. Bakılan kişiye güvence sağlayan bu sözleşme, uygulamada çoğu zaman mirasbırakanın ölümünden sonra diğer mirasçılarla uyuşmazlık konusu olur.


Yaşlılık, hastalık ya da yalnız kalma endişesiyle, birçok kişi sahip olduğu bir taşınmazı veya malvarlığını, kendisine ölene kadar bakacak birine devretmek ister. Hukukumuzda bu ilişkiyi düzenleyen sözleşme, ölünceye kadar bakma sözleşmesi olarak adlandırılır. Uygulamada ölünceye kadar bakma akdi olarak da anılan bu sözleşme, hem bakılan kişiye güvence sağlar hem de mülkiyeti devralan tarafa bakım yükümlülüğü getirir.

Ne var ki bu sözleşmeler, çoğu zaman miras bırakanın ölümünden sonra diğer mirasçılarla anlaşmazlığa yol açar. Mirasçılar kimi zaman sözleşmenin gerçekte “mal kaçırma” amacı taşıdığını, kimi zaman da saklı paylarının ihlal edildiğini ileri sürer. Bu yazıda ölünceye kadar bakma sözleşmesinin ne olduğunu, nasıl yapıldığını, tapudaki işleyişini, tarafların yükümlülüklerini ve en tartışmalı konu olan iptal, muris muvazaası ve tenkis meselelerini, Yargıtay’ın yerleşik yaklaşımıyla birlikte açıklıyoruz.

Ölünceye kadar bakma sözleşmesi nedir?

Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, Türk Borçlar Kanunu‘nun (TBK) 611. maddesinde tanımlanmıştır. Bu tanıma göre sözleşme; bakım borçlusunun, bakım alacaklısını ölünceye kadar bakıp gözetmeyi, bakım alacaklısının ise bir malvarlığını veya bazı malvarlığı değerlerini ona devretmeyi üstlendiği bir sözleşmedir.

Bu sözleşmenin başlıca özellikleri şunlardır:

  • Karşılıklı (ivazlı) bir sözleşmedir. Her iki tarafın da yükümlülüğü vardır: bir taraf malını devreder, diğer taraf bakım ve gözetim borcu altına girer. Tarafların edimleri birbirinin karşılığıdır.
  • Talihe (tesadüfe) bağlı bir sözleşmedir. Bakımın ne kadar süreceği ve toplamda ne kadar edim gerektireceği baştan belli değildir. Bakım alacaklısı sözleşmeden kısa süre sonra da vefat edebilir, uzun yıllar da yaşayabilir. Bu belirsizlik sözleşmenin doğasında vardır.
  • Amacı maddi kazanç değil, güvencedir. Yargıtay’a göre bu sözleşmenin hedefi, bakım alacaklısına para kazandırmak değil; onun sosyal durumuna uygun bir bakım ve gözetim sağlamaktır (Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2010/7839 K. 2010/9658, 30.10.2010).

Kısacası ölünceye kadar bakma sözleşmesi, bir kişinin geleceğini güvence altına almak amacıyla malını devretmesi karşılığında düzenli bakım ve ilgi elde etmesini sağlayan, kanunda özel olarak düzenlenmiş (isimli) bir sözleşmedir.

Sözleşmenin tarafları kimlerdir?

Ölünceye kadar bakma sözleşmesinde iki taraf bulunur:

Bakım alacaklısı, bakılıp gözetilecek ve karşılığında malvarlığını devredecek olan kişidir. Kanun, bakım alacaklısı için gerçek kişi olması dışında özel bir şart aramaz. Bu nedenle Yargıtay, sözleşmenin yapıldığı anda bakım alacaklısının özel bakıma muhtaç olmasının zorunlu olmadığını açıkça kabul etmiştir. Böyle bir şart aramak, kanunda bulunmayan bir unsuru eklemek anlamına gelir. Bakım ihtiyacının sözleşmeden sonra doğması veya bakım alacaklısının ölümüne çok kısa süre kala ortaya çıkması, sözleşmenin geçerliliğini etkilemez (Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2015/9793 K. 2018/8766, 05.04.2018).

Bakım borçlusu ise bakım ve gözetim yükümlülüğünü üstlenen, karşılığında malvarlığını devralan taraftır. Bakım borçlusu bir gerçek kişi olabileceği gibi, devletçe tanınan bir bakım kurumu da olabilir.

Ayrıca önemli bir nokta: Bakım alacaklısı kısıtlı ise (örneğin vesayet altındaysa), bu kişi adına ölünceye kadar bakma sözleşmesi yapılabilmesi için genellikle vesayet makamının izni gerekir. Yargıtay uygulamasında, kısıtlı ya da velayet altındaki kişiler adına bu tür sözleşme yapılmasına izin verilmesi ayrı bir dava konusu olarak görülmektedir (örn. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2019/7164 K. 2019/10412, 21.10.2019).

Ölünceye kadar bakma sözleşmesi nasıl yapılır?

Bu konudaki en kritik kural şudur: Ölünceye kadar bakma sözleşmesi resmi şekilde yapılmadıkça geçerli değildir. TBK’nın 612. maddesi ve Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 545. maddesi uyarınca, bu sözleşme —mirasçı atanmasını içermese bile— miras sözleşmesi şeklinde, yani resmi bir şekilde düzenlenmelidir.

Bu, uygulamada şu anlama gelir: Sözleşme, yetkili bir resmi memur (noter, sulh hâkimi veya yetkili memur) önünde ve iki tanığın huzurunda düzenlenmelidir. El ile yazılmış adi bir belge veya sözlü anlaşma yeterli değildir.

Resmi şekle uyulmamasının sonucu ağırdır. Yargıtay’ın istikrarlı yaklaşımına göre, resmi şekilde düzenlenmeyen bir ölünceye kadar bakma sözleşmesine dayanılarak tapu iptali ve tescil kararı verilemez. Bir başka deyişle, şekil şartına aykırı sözleşme baştan geçersizdir (Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2023/5611 K. 2024/3993, 19.09.2024; Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2015/17357 K. 2016/5115, 26.04.2016).

Sınırlı bir istisna vardır: Sözleşme, devletçe tanınan bir bakım kurumu tarafından, yetkili makamların belirlediği koşullara uyularak yapılırsa, geçerliliği için yazılı şekil yeterli sayılır (TBK m. 612).

Tapuda ölünceye kadar bakma sözleşmesi

Sözleşmeye konu edim çoğu zaman bir taşınmaz (ev, arsa, tarla) olduğundan, tapuda ölünceye kadar bakma sözleşmesi en sık karşılaşılan biçimdir. Taşınmaz söz konusu olduğunda sözleşme, tapu sicil müdürlüğünde resmi senetle düzenlenebilir; bu senedi tapu müdürlüğü hazırlar ve tescil işlemini gerçekleştirir. Yargıtay da bu tür sözleşmelerin, kanunun aradığı şekil ve şartlar çerçevesinde tapu sicil memurlarınca düzenlenip tescil edilmesi gerektiğini belirtmiştir (Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2014/11870 K. 2015/3267, 25.03.2015).

Sözleşmeyle birlikte taşınmazın mülkiyeti bakım borçlusuna geçer, ancak bakım borcu devam eder. Burada bakım alacaklısını koruyan önemli bir mekanizma vardır: Bakım alacaklısı, taşınmazını devrederken alacağını güvence altına almak için —tıpkı bir satıcı gibi— yasal ipotek hakkından yararlanabilir. Böylece bakım borçlusu yükümlülüğünü yerine getirmezse, bakım alacaklısının hakları taşınmaz üzerinde güvence altına alınmış olur.

Bir ayrıntı daha: Devredilecek taşınmaz tapusuz (kütüğe kayıtlı olmayan, taşınır mal hükümlerine tabi) bir taşınmaz ise, resmi şekil koşulu aynı katılıkta aranmaz; bu durumda zilyetliğin (fiili hâkimiyetin) devri yeterli olabilir (Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2023/6666 K. 2024/7025, 23.12.2024). Ancak bu istisnai bir durumdur; kural, tapulu taşınmazlarda resmi şekle uyulmasıdır.

Bakım borçlusunun yükümlülükleri

Bakım borçlusunun görevleri, aldığı malın değerine ve bakım alacaklısının daha önce sahip olduğu sosyal duruma göre, hakkaniyetin gerektirdiği ölçüde belirlenir (TBK m. 614). Yargıtay kararlarında sıkça vurgulanan bu yükümlülükler özellikle şunları kapsar:

  • Bakım alacaklısına uygun gıda ve konut sağlamak,
  • Hastalığında gerekli özenle bakmak ve onu tedavi ettirmek,
  • Genel olarak bakım alacaklısını gözetmek, ona ilgi göstermek ve sosyal durumuna uygun bir yaşam sürmesini sağlamak.

Bu yükümlülüklerin kapsamı sözleşmenin başında kesin olarak belirlenmiş değildir. Bakım borcunun içeriği, bakım alacaklısının yaşamı boyunca ortaya çıkan koşullara göre şekillenir. Yargıtay da bu sözleşmenin, kapsamı önceden sabit olmayan, güvence sağlayan bir akit olduğunu belirtmektedir (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2007/1353 K. 2007/3152, 01.03.2007). İşte ölünceye kadar bakma sözleşmesini basit bir hizmet sözleşmesinden ayıran temel özellik de budur.

Sözleşmenin iptali mümkün müdür?

Evet; ancak “iptal” kelimesi altında birbirinden farklı hukuki yollar toplanır. Uygulamada en çok karıştırılan nokta budur. Ölünceye kadar bakma sözleşmesine karşı başvurulabilecek başlıca yollar şunlardır:

1. Şekil eksikliği nedeniyle geçersizlik. Sözleşme resmi şekilde yapılmamışsa baştan geçersizdir ve buna dayanılarak tapu devri sağlanamaz.

2. Muris muvazaası nedeniyle iptal. Sözleşme görünüşte bakım karşılığı yapılmış gibi görünse de, gerçekte bir bağış (mal kaçırma) amacı taşıyorsa, mirasçılar sözleşmenin geçersizliğini ve tapu kaydının iptalini isteyebilir. Bu konu, aşağıda ayrı bir başlıkta ele alınmaktadır.

3. Bakım borcunun ihlali nedeniyle fesih. Bakım borçlusu yükümlülüklerini yerine getirmez ve ilişki çekilmez hâle gelirse, sözleşmenin feshi gündeme gelebilir (TBK m. 617).

Bu üçüncü yol bakımından çok önemli bir sınır vardır ve mirasçılar bu noktada sıkça yanılır: Bakım borcunun yerine getirilmediğini ileri sürme hakkı, kural olarak bakım alacaklısının şahsına aittir. Yargıtay’a göre, bakım alacaklısı sağlığında “bana bakılmıyor” diyerek dava açmamışsa, ölümünden sonra mirasçıların bu iddiayı ileri sürmesi dinlenmez; bakım alacaklısının bakıldığının kabulü zorunludur (Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2015/9793 K. 2018/8766, 05.04.2018). Yargıtay yakın tarihli kararlarında da, bakım borcunun yerine getirilmemesi nedeniyle fesih isteme hakkının bakım alacaklısının sağlığında kullanılabilecek bir hak olduğunu tekrarlamıştır (Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2025/2740 K. 2026/1844, 09.03.2026).

Bu nedenle mirasçıların elindeki gerçekçi yollar çoğunlukla fesih değil, muris muvazaası (iptal) veya tenkis olur.

Muris muvazaası ve saklı pay bakımından değerlendirme

Ölünceye kadar bakma sözleşmelerinde en çok dava konusu olan mesele muris muvazaası ile saklı pay/tenkis ayrımıdır. İkisi birbirine benzese de sonuçları farklıdır.

Muris muvazaası: sözleşme gerçekte bağış mı?

Muris muvazaası, nitelik olarak nispi (görünüşte bir işlem, arkasında gizli başka bir işlem bulunan) muvazaadır. Burada miras bırakan aslında taşınmazını devretmek ister; ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği taşınmazı, tapuda satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi kılığında devreder.

Böyle bir durumda görünüşteki sözleşme (ölünceye kadar bakma) tarafların gerçek iradesine uymadığı için geçersizdir; gizli bağış ise şekil şartından yoksun olduğu için geçerli olmaz. Bu nedenle saklı paylı olsun ya da olmasın, miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak sözleşmenin muvazaa nedeniyle geçersizliğini ve tapunun iptalini isteyebilir. Yargıtay bu ilkeyi, ölünceye kadar bakma sözleşmelerine de uygulanan 1.4.1974 tarih ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’na dayandırır (Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2015/9793 K. 2018/8766, 05.04.2018; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2018/533 K. 2021/1189, 07.10.2021).

Peki bir sözleşmenin gerçek bakım amacı mı yoksa gizli bir bağış (muvazaa) mı olduğu nasıl anlaşılır? Yargıtay, olayın somut özelliklerine bakılmasını ister. Değerlendirmede öne çıkan ölçütler şunlardır:

  • Miras bırakanın sözleşme tarihindeki yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu,
  • Aile koşulları ve ilişkileri (bakım borçlusu ve diğer mirasçılarla ilişkisi),
  • Elindeki malvarlığının miktarı ve devredilen malın tüm malvarlığına oranı,
  • Devrin makul karşılanabilecek bir sınırda kalıp kalmadığı,
  • Sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı.

Bu ölçütler çerçevesinde Yargıtay iki önemli sonuca ulaşmıştır. Birincisi, sözleşmenin ölümden kısa süre önce yapılmış olması tek başına muvazaa göstermez. Sözleşme talihe bağlı olduğundan, bakım alacaklısının kısa süre sonra vefat etmesi doğaldır ve bu, sözleşmeyi geçersiz kılmaz (Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2014/5028 K. 2014/12431, 25.06.2014). İkincisi, miras bırakan mal kaçırma amacı taşısaydı tüm malvarlığını devredebilecekken bunu yapmamışsa, bu durum gerçek bir bakım amacının varlığına işaret eder (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2018/533 K. 2021/1189, 07.10.2021).

Buna karşılık, gerçek bir bakım ilişkisinin bulunmadığı, devrin yalnızca mirasçılardan mal kaçırma amacı taşıdığı ispatlanırsa, sözleşme muvazaa nedeniyle geçersiz sayılır ve tapu iptal edilir (Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2015/10637 K. 2018/11637, 28.06.2018).

Saklı pay ve tenkis: sözleşme tenkise tabi midir?

Saklı paylı mirasçılar (mirasçılıkta belirli bir asgari payı korunan alt soy, eş vb.), miras bırakanın sağlararası kazandırmalarıyla paylarının ihlal edildiğini düşündüklerinde tenkis davası açabilir. Ancak ölünceye kadar bakma sözleşmesi bakımından Yargıtay’ın kuralı nettir:

Ölünceye kadar bakma sözleşmeleri ivazlı (karşılıklı) olduğundan, kural olarak tenkise tabi değildir. Yani sadece “saklı payım ihlal edildi” demek, bu tür bir sözleşmenin tenkisi için yeterli değildir. Bu, mutlak olarak tenkise tabi bir tasarruf değildir.

Bu kuralın önemli bir istisnası vardır: Miras bırakan, gerçek bir bakım amacı gütmeksizin, açıkça saklı payları ihlal etme (saklı pay kurallarını dolanma) kastıyla hareket ederek sözleşme yapmışsa, bu yolla sağlanan kazandırmalar tenkise tabi olur (Yargıtay 16. Hukuk Dairesi, E. 2010/2402 K. 2010/2627, 02.04.2010; Yargıtay 16. Hukuk Dairesi, E. 2012/4164 K. 2012/4888, 04.06.2012).

Burada ispat yükü davacıdadır. Sözleşmenin saklı pay kurallarını etkisiz kılmak amacıyla yapıldığını, dava açan mirasçının kanıtlaması gerekir (TMK m. 6, HMK m. 190). Bu amaç ispatlanamazsa, ivazlı olan sözleşme tenkise tabi tutulamaz (Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2014/6842 K. 2016/469, 19.01.2016).

Özetle uygulamadaki tablo şöyledir: Gerçek bir bakım karşılığı yapılan geçerli sözleşmeye mirasçılar kural olarak dokunamaz. Sözleşme gizli bir bağışsa muris muvazaası (iptal) gündeme gelir. Sözleşme gerçek olmakla birlikte açıkça saklı payı dolanmak için yapılmışsa tenkis söz konusu olur.

Yargıtay kararlarında ölünceye kadar bakma sözleşmesi

Aşağıda, yukarıda açıklanan ilkeleri ortaya koyan emsal Yargıtay kararları özetlenmiştir. Kararların sonuçları birebir aktarılmamış, taşıdıkları hukuki ilke sadeleştirilerek özetlenmiştir.

  • Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2018/533 K. 2021/1189 (07.10.2021): Ölünceye kadar bakma sözleşmesi tam iki tarafa borç yükleyen ivazlı bir sözleşmedir. Miras bırakanın gerçekten bakım amacıyla mı yoksa mal kaçırmak için mi devir yaptığı; yaşı, sağlığı, malvarlığının oranı gibi ölçütlerle belirlenir. Gerçek bir bakım karşılığı yapılan devir, muvazaa nedeniyle geçersiz sayılamaz.
  • Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2015/9793 K. 2018/8766 (05.04.2018): Sözleşmenin yapıldığı anda bakım alacaklısının özel bakıma muhtaç olması şart değildir. Bakım borcunun yerine getirilmediğini ileri sürme hakkı bakım alacaklısına aittir; bu iddia, ölümden sonra mirasçılar tarafından ileri sürülemez.
  • Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2014/5028 K. 2014/12431 (25.06.2014): Sözleşme talihe bağlı olduğundan, miras bırakanın ölümünden kısa süre önce sözleşme yapması, tek başına sözleşmenin muvazaalı olduğunu göstermez.
  • Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2015/10637 K. 2018/11637 (28.06.2018): Gerçek bir bakım ilişkisi bulunmadığı ve devrin mal kaçırma amacı taşıdığı ispatlandığında, sözleşme muvazaa nedeniyle geçersiz sayılır ve tapu iptaline karar verilir.
  • Yargıtay 16. Hukuk Dairesi, E. 2010/2402 K. 2010/2627 (02.04.2010): Ölünceye kadar bakma sözleşmeleri ivazlı olduğundan kural olarak tenkis edilemez. Ancak açıkça saklı payları ihlal kastıyla yapılan sözleşmeler tenkise tabidir.
  • Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2014/6842 K. 2016/469 (19.01.2016): Sözleşme mutlak olarak tenkise tabi değildir. Devrin saklı pay kurallarını etkisiz kılmak amacıyla yapıldığını dava açan mirasçının ispatlaması gerekir.
  • Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2023/5611 K. 2024/3993 (19.09.2024): Ölünceye kadar bakma sözleşmesi miras sözleşmesi şeklinde (resmi şekilde) yapılmadıkça geçerli değildir.

Bu kararların tümü, ölünceye kadar bakma sözleşmesinin geçerli sayıldığı ve tartışmaya açık olduğu hâlleri birbirinden ayırmaya hizmet eder.

Sık sorulan sorular

Ölünceye kadar bakma sözleşmesi noterde mi yoksa tapuda mı yapılır? Sözleşmenin resmi şekilde yapılması zorunludur. Taşınmaz devri söz konusuysa çoğunlukla tapu sicil müdürlüğünde resmi senetle veya noterde miras sözleşmesi şeklinde düzenlenir. Resmi şekle uyulmayan sözleşme geçersizdir.

Sözleşme yapılırken bakım alacaklısının hasta veya bakıma muhtaç olması şart mı? Hayır. Yargıtay’a göre sözleşme anında özel bakıma muhtaç olma şartı aranmaz. Bakım ihtiyacı sonradan da doğabilir; bu, sözleşmenin geçerliliğini etkilemez.

Bakım borçlusu bakmazsa ne olur? Bakım alacaklısı, sağlığında sözleşmenin feshini isteyebilir. Ancak bakım alacaklısı hayattayken bu yola başvurmamışsa, ölümünden sonra mirasçılar kural olarak “bakılmadı” gerekçesiyle fesih isteyemez.

Mirasçılar ölünceye kadar bakma sözleşmesini iptal ettirebilir mi? Sözleşme gerçekte bir bağış/mal kaçırma aracı ise (muris muvazaası), mirasçılar tapu iptali isteyebilir. Sözleşme gerçek olmakla birlikte saklı payı dolanmak için yapılmışsa tenkis davası gündeme gelebilir.

Ölünceye kadar bakma sözleşmesi saklı payı ihlal eder mi? Sözleşme ivazlı olduğundan kural olarak tenkise tabi değildir. Yalnızca, açıkça saklı payları ihlal etme kastıyla yapıldığı ispatlanırsa tenkis söz konusu olur.

Miras bırakan sözleşmeyi tek taraflı olarak geri alabilir mi? Sözleşmeden keyfî, tek taraflı cayma mümkün değildir. Ancak taraflardan biri yükümlülüklerine aykırı davranır ve ilişki çekilmez hâle gelirse, sözleşmenin feshi mümkündür.

Sonuç

Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, yaşlılık ve bakım ihtiyacı karşısında hem bakılan kişiye güvence sağlayan hem de mülkiyeti devralan tarafa sorumluluk yükleyen dengeli bir sözleşmedir. Geçerli olabilmesi için mutlaka resmi şekilde yapılması gerekir. Gerçek bir bakım amacıyla ve usulüne uygun olarak kurulan sözleşme, mirasçıların müdahalesine büyük ölçüde kapalıdır.

Buna karşılık, sözleşmenin gizli bir bağış aracı olarak kullanıldığı hâllerde muris muvazaası nedeniyle iptal, saklı payı dolanma amacı taşıdığı hâllerde ise tenkis gündeme gelir. Bakım borcunun ihlali iddiası ise büyük ölçüde bakım alacaklısının kişisel hakkı olarak kaldığından, mirasçılar açısından sınırlı bir yoldur.

Bu ayrımlar teknik olduğundan ve her uyuşmazlığın sonucu somut delillere (murisin sağlık durumu, malvarlığı, tanık beyanları, devrin oranı gibi) göre değiştiğinden, ölünceye kadar bakma sözleşmesi düzenlemeden önce veya böyle bir sözleşmeye karşı dava açmayı düşünmeden önce bir avukattan hukuki destek almak en sağlıklı yaklaşımdır.


Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayın özelliklerine göre hukuki değerlendirme değişebilir.

Ölünceye kadar bakma sözleşmesinden doğan uyuşmazlıklar, miras hukukundaki çalışma alanlarımızın bir parçasıdır.